Zor Seçimlerdir Sizi Siz Yapan

Reading Time: 5 minutes

Zor seçimler olur hayatımızda.. bazen işimizdir seçtiğimiz bazen ailemiz.

Profesyonel iş hayatında en zor iki konu arasında seçim yapmak durumunda kaldığımızda, kararsızlık anında, tercihlerimizi duygularımız mı yönetmeli yoksa duyguya yer olmamalı mı? Ne dersiniz???

Sosyal birçok deney yapılmıştır yıllarca.. Aldığımız kararlarda irademiz ile sürekli sınav halinde oluyoruz. Peki beynimiz midir bizi yöneten yoksa biz mi beynimizi yönetiyoruz???

2018 Ağustosunda BBC’ de yayınlanan bir haberde Dünyanın en hızlı bilgisayarından bahsetmişti, “ABD’nin yeni süper bilgisayarı Summit’in (Zirve), bu alanda şu anda dünya lideri olan Çin’in Sunway TaihuLight bilgisayarından iki kattan daha fazla hızlı olduğu açıklandı. Summit, saniyede 200 trilyon ya da 200 fetaflop hesaplama yapabiliyor.”.. (Haberi yeniden buldum okumak isteyenler https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44440872linkinden ulaşabilirler).. Bilim insanları bir araştırma yapıyorlar ve beynimizin dünyanın en hızlı bilgisayarından 30 kat daha hızlı olduğunu iletiyorlar. Bana kalırsa henüz keşfedilmemiş milyonlarca özelliği olan, harikulade bir organdır beynimiz. Birçok farklı ortamda dile aldığım konudur bu.. Beynimizi genelde vagonları hareket ettiren bir makiniste benzetirim, gerçi artık otonom araçlar ile yapay zekalar yönetmekte yalnız o komutları da veren yine bir beyin.. Siz hangi olaya hangi etiketi ya da yönergeyi verirseniz girdi olarak çıktılar da verileriniz doğrultusunda olmakta. Çok basit bir örnek; gripsiniz, beyninize hastayım komutu verdiğinizde, beyniniz tüm bedeninize bu komutu yolluyor ve tüm organlarınız bu komutla halsiz, yorgun, bitkin, ağrılar içinde olmanıza yani o hastalığı gerçekten fazlasıyla hissetmenize neden oluyor.

Pygmalion’ ın hikayesini bilir misiniz?

Pygmalion Kıbrıslı bir heykeltıraştır. Pygmalion fildişinden bir  kadın heykeli yapar, o kadar güzel olmuştur ki, yaşayan hiçbir kadın onun güzelliğine yanaşamaz. Pygmalion ona âşık olmuş halde bulur kendini… Sürekli heykelin karşısına geçer ve güzel sözler söyleyerek aşkını dile getirir. Sürekli aşk şiirleri yazar, şarkılar besteler… Aşkından deli divane olmuştur. Veee birgün, heykel canlanır. Yani kalpten gelen güzel sözler, bir taşa dahi can verir..

Bu işin hikaye kısmı bir de gerçek hayatta yaşananlar var. 1968 Yılında Amerika Californya’ da Eğitim Psikoloğu Prof. Rosenthall ilkokul çocuklarına yönelik bir deney yapar.  Ders yılı başında uyguladığı zeka testinden sonra, öğretmenlere her sınıfta belirli çocukların ustun zekâlı olduğunu söyledi. Öğretmenlere bu bilgiyi öğrenciler ve onların aileleriyle paylaşmamaları tembih edildi. Çocuklar gerçekte normal zeka düzeyinde çocuklar olup, araştırma gereği rasgele seçilmişlerdi. Ders yılının sonunda hayret edilecek iki bulgu ortaya çıktı. Birincisi çocukların başarısı önceki yıllara göre yükselmişti. İkincisi ise, çocuklar ders yılı sonunda uygulanan zeka testinden öncekine kıyasla daha yüksek puan almışlardı. Bu araştırmadan sonraki ilk on yılda bu konuda 345, yirmi yıl içerisinde de 464 araştırma daha yapıldı ve hepsi benzer sonuçlar gösterdi.

Yine yaşanılmışlıklardan farklı bir olaya değinmeden geçmek olmaz. “1950′li yıllarda bir İngiliz şilebi Portekiz’den aldığı Madura şaraplarını İskoçya’ya götürür. Demir attığı limanda yükünü boşalttıktan sonra, şilepte çalışan denizcilerden biri unutulan şarap kolisi kaldı mı diye denetlemek üzere soğuk hava deposuna girer. Onun içerde olduğunu fark etmeyen başka bir denizci ise, kapıyı dışardan kapatır. Soğuk hava deposunda mahsur kalan denizci, var gücüyle bağırır, çelik duvarları yumruklar, ama kimseye duyuramaz sesini. Çakısıyla içerden açmaya çalışır kapıyı, mümkün değildir. Boş şilep, yeni yükünü almak üzere Portekiz’e doğru yola çıkar. Mahsur denizci, depoda açlıktan ölmeyecek kadar yiyecek bulur. Ama deponun dondurucu soğuğuna fazla dayanamayacağının bilincindedir. Kapıyı açamayan çakısıyla, çelik duvarlara kendisini bekleyen ölüm sürecini yazmaya, daha doğrusu kazımaya başlar. Günbegün, adeta bilimsel bir titizlikle soğuğun vücuduna önce uyuşturucu sonra yavaş yavaş öldürücü etkilerini, el ve ayaklarının nasıl duyarsızlaştığını, donan burnunu ve buz gibi havanın dayanılmaz yakıcılığını anlatır. Şilep Lizbon’a demir attığında, soğuk hava deposunun kapısını açan kaptan, zavallı denizcinin cesediyle karşılaşır. Duvarlara kazıdığı acılı sonunu okur ve kendisi de hayretten dona kalır. Çünkü soğuk hava deposunun derecesi 19′dur. İskoçya’ya götürdükleri Madura şarapları 18 derecede taşınmayı gerektirmiş, şilep yükünü boşalttıktan sonra soğutma sistemi zaten kapatılmış olup, kendi haline bırakılan deponun sıcaklığı bir derece de yükselmiştir. Otopsi sonucu ise donarak öldüğünü kanıtlamıştır. Denizci donacağına inandığı için ölmüştür. (Kaynak: Bernard Werber, ‘İzafi ve Mutlak Bilgi Ansiklopedisi’)”

İşte beynimizin gücü..

Beynimizi yaptığımız telkinlerle ya da çevresel etkenlerden dolayı biz ya da çevremiz yönetmiyor mu ne dersiniz?

Diğer yandan bir de yine konuya, felsefeci Philippa Foot ve Judith Jarvis’in ortaya attığı Vagon(Tren) İkilemi (Trolley Dilemma) ve Ahlak adı verilen bir deneye paralel,  25 Kasım’ da “Çok önemli bir toplantınız var, havalimanındasınız il dışına çıkacaksınız. Son uçak… Gelen telefonda yakınınız, aile fertlerinizden birinin hastaneye kaldırıldığını söylüyor. Tercihiniz ne olur?”  sorusunun ardından 26 Kasım’ da “Havalimanındasınız gelen telefonda; Anne ya da Babanız acilen ameliyata alınmış ve durumu kritik, her an ölüm haberini alabilirsiniz hazırlıklı olun diyor doktor. Yurt dışından katılımcıların olduğu önemli bir zirvede konuşmacısınız ve il dışına gideceksiniz(son uçak). Yıllardır bu zirve için hazırlık yapmışsınız,  geleceğiniz için mihenk taşı ve dünyada ilk kez düzenlenen tekrarı olmayacak bir zirve. Nasıl ilerlersiniz. Son dakikalarında canınızdan can bildiğinizin yanında mı olursunuz yoksa uçağa mı binersiniz?” sorularını sordum.

Tercihler yaşa, deneyime, yaşanılmışlıklara göre değişmekte.. Durum kesinlikle bu tarz kararları etkiliyor. İş hayatımızda sürekli bir konuma gelme, kariyer planımız varken özel hayatımızın gerçekleri ile de karşı karşıya kalabiliyoruz. Rahmetli Anneciğim ağır bir ameliyat sonrası Öğretmen olan kardeşime “Oğlum burada kalsan da bana faydan olmayacak, öğrencilerinin sınavı yaklaşıyor, onların vebalini bana taşıtma” demiş ve kardeşimi görevinin başına yollamıştı. Keza 1,5 ay sonunda 1 Aralık 2015’ te Anneciğimizi kaybettik. Bir nefes sonramızın belli olmadığı gerçeğiyle, sevdiklerimizin yanında olmayı tercih ediyoruz. Etmeli miyiz, iş ile aile arasındaki seçimde kesinlikle aile gelmelidir. İşimizle ilgili fırsatlar muhakkak farklı şekillerde tekrar karşımıza çıkacaktır..

Yalnız öyle durumlar da vardır ki VATAN ya da birçok insan olunca konu, aileden önce gelebiliyor. Syn. Yüksel MARAL’ ın son sorduğum soruya cevabı “Bu seçimi yapmak çok kolay. Bir tarafta anne ve bir tarafta sadece bir toplantı. Ne kadar özel ve önemli olsa da sadece iş. Ama daha zor ikilemler olabiliyor hayatta. Aktif görevdeyken ziyaretime gelen annem rahatsızlandı. Beyin kanaması riskiyle 112 ambulansa sedyeyle bindirilirken Bomba İhbarı geldi ve ilde tek uzman olmam nedeniyle ya annemle hastaneye gidecek yada Valilik önünde ki olaya müdahale edecektim. Annemi ambulansa bindirip hemşire arkadaşa durumu anlattım ve olay yerine gittim. Annemin yanında olmak isterdim ancak başka insanların ve görevlilerin yaşamı riskteyken bunu yapamazdım. O gün bir olay olsa basta annem hakkini helal etmezdi, çünkü önce Vatan düsturuyla yetiştirdi bizi.” Takdire şayan bir anne ve evlat.

Bir çocuk evleninceye kadar anne ve baba çok değerlidir, vaz geçemez, sonra eş eklenir bu değerlere, yalnız çocuk olduğunda herkesten önce çocuğu tercih sebebi olur.

Duygusal bir toplumuz. Hayatımızda öncelik sıralamamız değişkenlikler gösterse de her şeyden önce ailemiz gelmekte. Gelmelidir de.  Yalnız konu VATAN olunca tek tercih VATAN olur. Ailelerimiz de bizleri bu düsturla yetiştirmedi mi..

İşimizde de zor kararlar almamız gereken dönemler olmaktadır. Profesyonel iş hayatı maalesef obsesif insanlarla bir aradaysanız, kesin ve katı kurallar uygulamak, ya da bu kurallara maruz kalmak durumu ile karşı karşıya getirebilir sizi.

Tüm bu deneyler, hikayeler aslında kendimizi iyi tanımak adına. Hala sorduğum soruyu anlamsız bulanlarla birlikte, değer yargılarını içselleştiren arkadaşlarım bulunmakta 😊Emin olun ki, canında can bildiği Anneciğini tam 4 yıl evvel yitirmiş biri olarak, işimle Annem ya da Babam arasındaki seçimde kesinlikle ailemi tercih ederdim(keza 1 Aralık’ tarihinde çalışmam, Anneciğime ayırdığım bir gündür ve yılın her günü onun varlığının, bu günde hat safhada olduğu, onu andığım, dolu dolu bir gün geçiririm). Amma velakin, eğer ki VATAN ve Ailem arasında tercih zorunda kalsaydım kesinlikle VATAN olurdu tercihim, çünkü biliyorum ki ailem asla ve asla bu konuda haklarını helal etmezler.

İşimize gelirsek, profesyonel iş hayatında asla duygusallık olmaz. Mantığınızı doğru kullanarak, doğru kararlar almak durumundasınız. İkilemlerde en doğru kararları analiz için artılar ve eksilerini doğru ve sübjektif bakışla yorumlamalı, bu doğrultuda karar vermelisiniz. İçselleştirdiğiniz her konu obsesif kararlar almanıza neden olabilir.

Her zaman söylediğim sözüm ile nokta koymak isterim. Affınıza sığınarak; “At gözlüklerimizi çıkararak bakalım..” Neden bu ifadeyi sürekli kullanıyorum.. Atlara neden gözlük takılır biliyor musunuz? Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır..

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır..

Dış etkenlerden sıyrılıp, geniş açıdan baktığımız zaman varlığımızı anlamlandıracağız. O zaman “Hayatın anlamı olan bizler” neden hayatı anlamlı kılmıyoruz..?

Sevgiyle…

1)https://nesrinfirat.com/f/zor-se%C3%A7imlerdir-sizi-siz-yapan

*Bu yazı Sayın Nesrin Fırat tarafından 1 Aralık 2019’da kendi ismini taşıyan web sitesinde yayınlanmıştır. yazının orijinaline kaynakça bölümünden ulaşabilirsiniz.

References   [ + ]

1. https://nesrinfirat.com/f/zor-se%C3%A7imlerdir-sizi-siz-yapan

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*