Dini İnanışın Sağlık ve Hayat Süresi Üzerine Etkisi 2 (*)

Reading Time: 5 minutes

Bütün dünyada insanlar kendilerini dini bağları ve inanışları açısından çok güçlü, orta güçte, zayıf ve inançsız olarak değerlendirirler.

On bir yaşındaki 1528 çocuğun seksen yıl süreyle izlendiği Terman grubunun (**) sonuçları incelendiğinde, orta yaş döneminde dine bağlılığın erkekler açısından belirleyici olmadığı bulunmuştur. Bu gurupta yer alan erkeklerin dini inanışlarının sağlıklarıyla ilişkisi, aile ve meslek gibi çok sayıda faktör tarafından etkilenmiştir. Erkekler sosyal alanda eşlerine bağlı oldukları ve onların izinden gittikleri için, dini bağlar sağlıkları açısından daha az önem taşımaktadır.

UZUN YAŞAYAN DİNDAR KADINLAR

Ancak aynı araştırmada dini bağları güçlü olan kadınların daha uzun yaşadıkları açık olarak görülmüştür. Bu kadınların çocukluk dönemleri incelendiğinde, yaşıtlarına kıyasla daha tedbirli ve cömert oldukları, benmerkezci olmadıkları saptanmıştır. Bu çocukların ergenlik dönemlerinde aileleri tarafından yumuşak, sempatik ve aileleriyle güçlü duygusal bağlara sahip olarak yetiştirilmiş oldukları anlaşılmıştır. Mutlu bir şekilde büyüyen bu gençler, otoriteye uyum göstermeye eğilimli ve gelecekle ilgili olumlu beklentiler içinde olacak şekilde yetiştirilmiştir Kolayca anlaşılacağı gibi, bu kadınlar sigara içmeye, alkol ve madde kullanmaya uzak olmuşlardır.

Dini eğilimleri yüksek olan kadınların uzun yaşamalarının hangi nedenlere bağlı olduğu araştırılmış ve bu kadınların iç barışa ve kendilerini iyileştirme potansiyeline ulaşmalarında uzun zaman dua etmenin ve kendilerini dine adamalarının rolü incelenmiş, daha sonra bu özelliklerin uzun yaşamı nasıl etkilediği anlaşılmaya çalışılmıştır.

Dini duyguları çok kuvvetli olan kadınların çok dost canlısı, ancak kaygı düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür. Orta yaşlarında ölçülen kişiliklerindeki bu kaygılı olma özelliğinin iyi ve sosyal bağlarını güçlendiren davranışlar geliştirmelerinde yardım ettiği bulunmuştur. Daha açık bir şekilde söylersek, bu kadınlar için kimliklerinin ve davranışlarının temel ve değişmez bir parçası olarak dinin, uzun bir yaşam sürmelerine neden olduğu sonucuna varılmıştır.

Dini bağları en zayıf olan kadınların grup içinde en kısa yaşam süresine sahip oldukları anlaşılmıştır. Genç yetişkinliklerinde dini bağları olmayan veya zayıf olanların bu tutumlarını hayatları boyunca sürdürdükleri görülmüştür. Bu kadınların bir bölümü evlenmemiş veya evliliğini sürdürmemiş, çocuk sahibi olmamış ve başkalarına yardım etmek konusunda çok istekli gözükmemiştir.

Dinsel inanışla uzun yaşam arasında bulunan sonuçlar rastlantı değildir. Çok iyi düzenlenmiş başka araştırmalar da bu sonuçları desteklemiştir. Örneğin yedi yıl süren ve 50 yaş üzerinde 90 bin kadını içine alan bir araştırma buna örnektir. Bu dev çalışma, dindar kadınların araştırma süresince daha az öldüğünü ortaya koymuştur. Ayrıca bu durum yaş, etnik köken, gelir, eğitim, sigara ve alkol gibi sağlığı etkileyen diğer faktörler hesaba katıldığı zaman da geçerli olmaya devam etmiştir (1).

İÇİNDE YAŞANILAN KÜLTÜRÜN DİNDARLIKLA İLİŞKİSİ

Dini değerlere bağlılık, dindar bölgelerde sosyal olarak önemli sayılmakta ve dini normlara bağlı kalmanın, stresi azaltan ve sağlığı geliştiren psikolojik faydalar sağlayabileceği düşünülmektedir. Alternatif bir görüşe göre, dini ritüellerin uygulandığı bir yerde yaşamanın toplumun dindar olmayan kesimini de olumlu etkileyeceği yönündedir. Başka bir deyişle, oldukça dindar bir çevrede bulunan fakat dindar olmayan insanlar, böyle bir çevrede olmaktan olumlu etkilenir, böylelikle dindar olan ve olmayan kişiler arasındaki uzun ömürlülük farkı azalır.

Araştırmacılar, dindarlık ve hayat süresi arasındaki ilişkiyi ölüm ilanlarını inceledikleri iki örneklem üzerinden ele almışlar. İki ay boyunca Des Moines, IA’da yayınlanan ölüm ilanlarına, ardından Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 42 metropol alanının çevrimiçi gazetelerindeki ilanlara odaklanmışlar. Dini bağlılığa ek olarak, sosyal entegrasyon, gönüllülük, medeni durum ve cinsiyet gibi diğer değişkenleri de ölçümleyerek ulaştıkları bulgular şöyle özetlenmiştir: (2)

  • İki örneklem grubunda da dindarlar, dindar olmayanlara kıyasla 9.45 ve 5.64 yıl daha uzun yaşamıştır. Bu fark, öz raporlama yöntemine dayanan önceki araştırmaların bulgularını desteklemektedir. Ayrıca, cinsiyetler arası uzun yaşam süresi farkının 4.8 yıl bulunduğu Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi 2012 verisine kıyasla, dindarlığın etkisinin yüksek olduğu görülmüştür.
  • Birleşik veri dizisinin analizi, dindarlık ve uzun yaşam ilişkisine sosyal entegrasyon ve gönüllülük değişkenlerinin kısmen aracılık ettiğini göstermiştir. Gönüllülük ve sosyal katılım, dini bağlılığın sağladığı uzun ömür artışının yaklaşık bir yılını açıklamaktadır. Bu araştırmaya göre dinin uzun yaşam üzerindeki doğrudan etkisi yaklaşık dört yılı bulmaktadır.

DİNİN SOSYAL KATILIMLA İLİŞKİSİ

Modern araştırmalar da Terman Grubunun (*) bulgularıyla birçok noktada örtüşmektedir. Buna göre mütedeyyin (dini bütün) olmanın, ilahi hayat konusunda ampirik bilgi sunmasa da manevi bağları güçlü bir topluluk veya cemaate ait olmanın, kişinin yaşam süresini uzattığı yönünde kanıtlar ortaya koyuyor. Varılan sonuç kilise, sinagog veya cami gibi özel gruplara özgü değildir. Dini bütünlüğün özellikle kadınlar üzerindeki olumlu etkisi, sosyal ilişki ağının zenginleşmesi ve yükümlülüklerden kaynaklanmaktadır. Araştırmacılar bu sonucu gördükten sonra sağlığı geliştiren sosyal bağlara odaklanmaya karar vermiştir. Ele aldıkları ilk soru, “Bir topluluk için gönüllü hizmet yapmak, çok sayıda arkadaş sahibi olmak sağlığı geliştirir mi?” olmuştur.

Bütün araştırmalarda dinin erkeklere kıyasla kadınlar için daha önemli olduğu ve kadınların dini etkinliklere daha çok katıldıkları bulunmuştur. Amerika kaynaklı araştırmalar Afrika kökenli siyahların dini etkinlere daha sık katıldıklarını ve daha dindar olduklarını ortaya koymuştur. Bunun nedeni olarak da ayrımcılığa uğrayan insanların bir topluluğa ait olma ihtiyacını daha güçlü hissetmeleri ve kiliseden bu desteği almaları olarak açıklanmıştır. Ancak siyah Amerikalıların her türlü değerlendirmede beyazlardan daha kısa yaşadığı bilinmektedir.

3617 Kişinin 7.5 yıl izlendiği çalışmada ayda bir veya daha fazla kiliseye gidenlerin araştırma süresi içinde ölüm riskinin yüzde 30-35 daha düşük olduğunu bulmuşlardır. İbadet mekânları modern dünyanın köyü gibidir. Psikolojik ve sosyal alanlarda, topluluk içindeki sıkı bağlar bireyin iyilik halinin devamı için önem taşır. Kentleşme insanların birbirine yaklaşmasını zorlaştırmıştır. İnsanlar kentlerde bu tür bağları sosyal kulüplerde, sivil toplum örgütlerinde veya toplu spor etkinliklerinde arar. Ancak ibadethaneler köy kavramına en yakın yapıdır. Dini kurumların üyeleri ortak bir inanç sistemini paylaşır, düzenli olarak bir araya gelir ve ihtiyaç duyan üyelere yardımcı olur. İbadet grupları, sosyal olarak kabul görülen davranışlar için yol gösterir ve zorlar. Ayrıca gönüllü etkinlikler ve katkılar ile iyi işleyen bir yapıyı sürdürür ve korur. Kısacası bireylerin bu kolektif topluluğa yaptığı katkı, grup içinde bireylerin toplamından daha büyük bir etkinin doğmasını sağlar. Böylece topluluk kendisiyle düzenli etkileşime geçenleri bu yolla ödüllendirmiş olur. Bazılarına göre düzenli dini etkinliklere katılmanın insan hayatını uzatan etkisi burada gizlidir.

Bu nedenle dinsel bağlılığın gücünü ve sağlık üzerindeki etkisini değerlendirirken, dini yayınlar izleme ve dini kitaplar okumayı ölçü almamak gerekir. Burada esas olan dini topluluğun etkinliklerine aktif olarak katılmaktır. Dinsel inanışın ortaya çıkardığı olumlu sağlık davranışları ve özellikle dini bir cemaatin gerekli kıldığı sosyal katılım, dini bütün insanların sağlıklı kalmasının nedenini açıklamaktadır.

DİNİN YAŞLILIK DÖNEMİNDE UZUN YAŞAMA ETKİSİ

Dini etkinliklere katılmak ölüm riskini azaltan bir durum olsa da bu yararın ölçüsü, yukarda belirttiğimiz gibi, yaş, cinsiyet ve ırk gibi birçok faktöre bağlıdır.

Amaç sahibi olmanın sağlıklı yaşlanmak için, ölüm riskini de azaltması dâhil, birçok açıdan yararlı olduğu birçok araştırmayla doğrulanmıştır. Yetişkinlik yaşlarında amaç sahibi olmanın etkisi Amerika Orta Yaş İstatistik Ofisi’nin (MIDUS) verilerinden hareket ederek 14 yıl süreyle değerlendirilmiştir.

Buna göre amaç sahibi bireylerin oluşturduğu kümede, diğer psikolojik ve duygusal refah değişkenleri kontrol edildikten sonra bile, değerlendirmeyi takip eden 14 yıl boyunca daha az ölüm yaşanmıştır. Dahası, bu uzun ömürlülük, katılımcıların yaşına veya bir işten emekli olup olmadıklarına bağlı görünmemiştir.  Bu çalışma, hayatı bir amaç etrafında şekillendirmenin hem daha genç yaşta hem de ileri yaşta, yaşam süresiyle olumlu ilişki içinde olduğunu düşündürmektedir (3).

Yaşlılıkla birlikte amacın önemi netleşir. Özellikle ileri yaşlarda, birçok psikolojik ihtiyaç karşılandığı için dini etkinliklere katılmak daha sık tercih edilir. İnsanların fonksiyonel yeterlilikleri azaldıkça, artan zamanlarında çevrelerindeki insanların maddi ve manevi ihtiyaçlarıyla daha çok ilgilenme fırsatı bulur ve kendi ihtiyaçları da bu çevrede yer alanlar tarafından karşılanır. Ayrıca din, yakınlarını kaybedenlerin acılarıyla başa çıkmak ve ritüelleriyle kaybın üstesinden gelerek iyilik halini sürdürmek için yatıştırıcı ve tedavi edici etki yapar. Din kayba anlam yükler ve bu acıyı değerli kılar. “Şehit olanın peygamber efendimizin yanında yer alacağı” inancı evlat acısına katlanmayı kolaylaştırır.

Bütün bunların ötesinde din, yaklaşan ölüm gerçeğinin yarattığı korku ve kaygıyla başaçıkmayı kolaylaştırır. Diğer taraftan din bütün bu sıralanan yararları gençler için de sunar. Ancak sıralanan ihtiyaçlara bağlı olan stresler yaşlılarda çok daha baskındır çünkü gençlik döneminde streslerle başaçıkmak için çok sayıda farklı seçenek vardır.

SONUÇ

Birçok kişi için din ruhsal düzeyde ölüm ve yaşamla ilgilidir. Bu konuya başlarken önceki yazıda belirttiğim gibi, din “neden varım ve ne olacağım?” gibi çok temel iki varoluşsal soruya basit, sade ve anlaşılır cevap oluşturur. “İyi bir mümin olarak yaşamak ve yüce Yaradan tarafından cennet ile ödüllendirilmek”. Bu felsefi temel, dini bir inanç temeli ile sınırlamayıp, bir yaşam biçimine dönüştürür.  Böylece çok sayıda araştırmanın biriken sonucu dini etkinliklere düzenli olarak katılanların ve ritüellerini uygulayanların yaşam süresinin, katılmayanlara kıyasla daha uzun olduğunu göstermektedir.

(*) Bu yazı “Hayatın Hakkını Vermek (Sağlıklı, uzun ve mutlu yaşamak)” Doğan Kitap, 2020 değiştirilerek alınmıştır.

(**) Terman Grubu, 1921 yılında 11 yaşında 1528 üstün zekalı çocuğun dahil olduğu ve ölümlerine kadar izlendikleri dünyanın en uzun araştırması

KAYNAKÇA:

  1. Schnall,E. Ve ark.: The Relationship between Religion and Cardiovascular Outcomes…,Psychology and Health, 25, 2010.
  2. Wallace LE, Anthony R, End CM, Way BM. Does religion stave off the grave? Religious affiliation in one’s obituary and longevity. Social Psychological and Personality Science 2019;  10(5): 662-670.
  3. Hill PL, Turiano NA. Purpose in life as a predictor of mortality across adulthood. Psychol Sci. 2014;25(7): 1482-1486.

*Bu yazı Sayın Acar BALTAŞ tarafından yazılmış olup kendi ismini taşıyan blog sitesinde yayınlanmıştır.

About The Author