Boş İnsan

Ahlaki gelişim, kişinin doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü ayırt etmesine kendi değer yargılarını oluşturabilmesine ilişkin geçirdiği aşamaları içerir. Kohlberg, ahlak gelişimini; gelenek öncesi, geleneksel ve gelenek sonrası olarak üçe ayırmıştır. Gelenek öncesi düzeyinin ceza-itaat ve çıkarcılık evrelerinin olduğunu, polis yoksa kırmızı ışıkta geçmenin, kontrol eden yoksa kuralları çiğnemenin bu dönemde gerçekleştiğini, çıkarcılık evresinde şark kurnazı misali “kaz gelen yerden tavuk esirgenmez” mantığıyla hareket edildiğini ifade etmiştir. Geleneksel düzeyde, kişinin empatik düşünmeye yönelik yeteneğinin geliştiğini, bu düzeyin kişiler arası uyum evresinde kendisine iyi desinler diye başkalarına karşı düşünceli ve özverili davranma eğiliminde olunduğunu, kanun-düzen evresinde ise aşırı kuralcılık eğiliminde olarak bir nevi doğrucu Davut’luk sendromuna yakalanıldığından bahseder. İdeal ahlak seviyesine geleneksel sonrası dönemde ulaşıldığı, evrensel değerlerin benimsenerek hiçbirşeyin insan hayatından daha değerli olmadığının bu son evrede anlaşılabildiği Kolhberg’in tezidir.

Ahlaki gelişimin kişinin yaşının ilerlemesi ile birlikte büyümesi beklenir. Ancak bizim gibi kültürlerde aynı zamanda “yedisinde ne ise yetmişinde de o’dur” ifadesi de geçerlidir. Bunun temeline baktığımızda ahlak gelişimi için sistematik bir yaklaşım olmamasından kaynaklı olarak insanın kendini kandırarak yada sadece dini ritüelleri yerine getirerek ahlak konusunda yeterliliğe ulaştığını düşündüğü, anlam hususunda gelişime kapalı olması nedeniyle de az önce sıralanan aşamalardan henüz ilk evrede takılı kalabildiği söylenebilir.

Dini ritüellerin, kişinin yaşamında sürekli tekrarlanan hareketlerle akışı yakalamasında büyük katkı sağlıyor olması son derece doğru bir olgudur. Bunun yanında, dinin ahlaki gelişimi sağlama hususundaki fonksiyonunun bu kadarla sınırlı olmadığıda bir gerçekliktir. Ahlak anlayışının gelişmesi daha çocukluk döneminden başlayan sistematik bir program gerektirdiği gibi hukuk kuralları ve uygulamaları, hatta makro düzeyde düşünebileceğimiz yönetişim faaliyetleri gerek vatandaşın eğitimi gerekse örnek olma fonksiyonuyla idame faaliyetlerinde son derece önemli rol oynar. Nasıl ki diyet yapmanın yanında yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi ile istenilen kiloda kalınabilinirse vatandaşın ahlak diyeti için yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi ve olumsuz tesir edebilecek her olayda gereken iradenin ortaya konulabilmesi gerekmektedir. Gelişmiş ülkeler buna önem verir kamu vicdanını rahatsız edecek nitelikteki veya örnek teşkil edeceği düşünülen bazı davalar basın yayın organları yoluyla kamu tarafından takip edilir. Hatta jüri sistemi uygulayan ülkelerde kamu vicdanının sesi olarak jüri görevi icra etmek bir vatandaşlık görevidir.

Medeni ülkelerde yetişkin bir insan olmak; hukuk kurallarının üstünlüğüne ve önemine inanan bilinçli bir vatandaş olmayı, çocuk sahibi olma halinde örnek bir ebeveyn olmayı ama en önemlisi ahlaklı ve vicdanlı olmayı gerektirir. Bunların tersi olması halinde hepsinin bir bedeli vardır. Bu bedeller herkese eşit şekilde uygulanır. Uygulanacağından şüphe edilmediği için caydırıcılıkları oldukça fazladır. Bu şekilde bir yaşam olması insanların yaşam alışkanlıklarını doğru ve olumlu bir şekilde etkiler ve toplum düzen içinde yaşar. Bunun tam tersi olan yerlerde yaşam alışkanlıkları olumsuz şekilde oluştuğu için her zaman bir gerginlik, entropi ve kaos vardır. İnsan profili, eğitim sistemi ve yaşantıdaki kaos ortamı nedeniyle genel olarak cahil olan toplumlarda analitik düşünce yapısının gerektirdiği bir yaşam tesis etmek zordur. Prof.Dr.Mihaly Csikszentmihalyi bu durumu şu şekilde ifade eder: İçsel bir sembolik sistemi olmayan insanlar, medyanın çok çabuk kölesi olur. Demogaglar tarafından kolayca manipule edilebilir, eğlendiriciler tarafından pasif duruma getirilerek satacak bir şeyi olan herkes tarafından suistimal edilebilirler. Televizyona, uyuşturucuya, politik veya dini örgütlerin göstermelik çağrılarına güveniyorsak bunun nedeni sırtımızı dayayacak çok az şeyimizin olmasıdır, diğer bir deyişle, zihnimizin, yanıtlara sahip olduğunu iddia edenler tarafından ele geçirilmesini engelleyecek çok az iç kuralımız olduğu içindir. Kendi bilgisini sağlama kapasitesi olmadan, zihin gelişigüzellik içinde savrulur. Oysa ki; düzenin dışarıdan, hiçbir kontrolümüzün olmadığı yöntemlerle mi yoksa kendi becerilerimiz ve bilgilerimizden organik olarak gelişen bir kalıbın sonucu olarak mı geleceğine karar vermek herkesin gücü kapsamındadır.

İnsanın sahip olduğu entelektüel sermaye onun karar verme yeteneğinin temelini oluşturur. Ki verdiğimiz kararlar bizi biz yapan değerlerin sonucudur. Doğru bir eğitim sistemiyle yaşam boyu eğitim felsefesini benimsemiş yetişkin bir birey her geçen gün bilişsel sermayesini geliştirir. Bu sermayenin gelişmesi ile değişim gerçekleşir. Kohlberg’in tasnifi ile gelenek öncesi ahlak düzeyinden gelenek sonrası düzeye giden yolda eğitim anahtar rol oynar. Düşük profilli bir eğitim, ahlak anlayışı eksik kalmış bir inanç sistemi, herkese eşit mesafeli olmayan bir adalet anlayışı ve televizyonlarla uyutulan bir halk cahil kalmaya mahkumdur.

Teknolojinin nimetleri sayesinde modern çağ insanının bilgiye ulaşım yeteneğinin gelişmesi fırsat eşitliği sağlanmasında önemli rol oynamaktadır. Her ne kadar dünyada bilgi üstel bir şekilde artış sergilese de bilgiye ulaşımda fırsat eşitliği o ölçüde artmaktadır. Ancak bunu başarabilmek ,fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek ile mümkündür.

Csikszentmihalyi’nin akış kuramında bahsettiği içsel sembolik sistemin oluşturulması insanın kendini ve hayatı keşfetmesi ve hayatın her anından haz almanın yolunu bulması için temel tekniklerden biri olarak karşımıza çıkar. Kısaca hayattan haz almanın yolu insanın kendini eğitmesi ve zamanını boş geçirmeyerek akışı yakalamasından geçer. Bu ancak yoğunlaşmakla ve hayatın her anını ciddiye almakla mümkündür. Dikkati dağıtılmış, sözde eğitilmiş, sürekli kaos ortamında yaşadığı için tedirgin ve gelecekten ümitsiz insanların akışı yakalaması, hayattan keyif alması mutlu ve başarılı olması beklenemez.

Charles Wheelan’ın nude statistic (Çıplak İstatistik) isimli İstatistiği basit şekilde günlük hayata uyarlayan kitabı NewYork Times en çok satan listesine girebiliyorsa mensubu olduğu milletin analitik düşünme konusunda ne kadar istekli ve kitabı okudukça da başarılı olduğu anlaşılır. Zira bilim istatistiklerin yorumlanması ile mümkün olabilmektedir. Amerikalıların beyzbol maçı izlerken bile ekranda istatistiklerin akıyor olması eğlence için yapılan bir aktivitede bile analitik düşünme konusunda yaşam alışkanlığı oluşturmuş olduklarını gösterir. Kendini dünyanın merkezinde gören bazı gelişmekte olan ülkelerin ise istatistik için oluşturulan kurumlarının ürettiği verilerin katmadeğeri sorgulanmalıdır. Futbol maçı izlerken istatistiklerin ekranın köşesinden akıyor olması düşüncesi bile ülkenin geleceğine umutla bakan benim gibileri heyecanlandırmaya yetecek bir husustur. Zira bunun gerçekleşmiş olması bahsedilen yaşam alışkanlığının oluşturulmuş olduğunu gösterir ki bu insanların bilinçlerini başka iradelere emanet ederek karar almalarının tam tersi bir durumdur.

İradelerin ipotek edilmesi her ne kadar ciddi bir proje çalışması ile elde edilmiş olsada asıl suçlu insanın kendisidir. Teknolojinin sunduğu imkanlarla bilgiye ulaşmalarının önünde bir engel olmadığı gibi kutsal kitabımızın emrettiği gibi “oku”, “düşünmez misin?” bize okumayı, öğrenmeyi, düşünmeyi telkin eder. Bunlar yerine hamaseti, fanatizmi, ayrışmayı tercih etmek ise ancak Boş İnsanın işidir.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın