Yeni Yılda Başarısızlıklardan Farkındalıklara

Önümüzde gümbür gümbür gelen bir 2019, arkamızda ise geride bıraktığımız koskoca bir 2018 var. Yeni yıl kapımızı tıklatırken bir İK’cı olarak aklıma ilk gelen şey geçmiş yıla yönelik performans değerlendirmesidir. Aksi düşünülemez. 🙂

Şaka bir yana, kurumsal süreçlerden bağımsız, bitirdiğimiz yılı bireysel olarak da değerlendirmek ve girmek üzere olduğumuz yıl için kendimize hedefler belirlemek Aralık aylarının en önemli ritüeli bence. Geçen yıl kendimize koyduğumuz hedeflere ne kadar ulaştık, kim yolda tökezledi ya da yolun ortasında küsüp başka yollara atladı bilinmez. Sonuç ne olursa olsun, bu yıl sonu ritüelleri kritik ve gereklidir. Çünkü:

  1. Yediğimiz koca bir dilim pastayı sindirmeden yenisini yemek istemeyiz değil mi? Üzerimizden resmen 12 ay geçti. Başımıza gelenleri, seçimlerimizi, yaratımlarımızı, olaylara tepkilerimizi değerlendirmeli ve sindirmeliyiz ki yepyeni bir 12’ye taze, hafif ve enerjik bir başlangıç yapalım.
  2. Başarısızlıklarımızı sahiplenmeliyiz. Geçmişte yaptığımız hataları keşfedip onları tekrarlamamak üzere gerekli dersleri aldığımızda başarısızlıklarımız bize hediye olur.

Başarısızlıklarınızla Barışın, Kendinize Yaklaşın

Farkındalıklı değerlendirmelerin doğum yeri başarısızlıklardır desem? Sizin de “başarısızlık” kelimesini duyunca bile içiniz mi ürperdi?

Eğer öyleyse bu kelimeyle ivedi bir şekilde barışmaya bakın. Çünkü, muhtemelen hayatınız boyunca onunla kol kola gezeceksiniz.

Zaten, hayattaki amaç tüm hedefleri yüzde yüz tutturmak olsaydı her şey çok mekanik ve sıkıcı olurdu. Aslında, yolda olmak ve bu yolda karşılaşılan her şeyin içinden cepte bir öğretiyle çıkmak en güzel amaçtır.

Geçmiş yılın başarısızlıklarını hatırlayıp onları irdelemek kimine göre anlamsız ya da motivasyon kırıcı olabilir. Belki çoğumuz 2018’i mümkünse sonsuza kadar hafızalarımızdan silip ondan ışık hızıyla uzaklaşmak istiyoruz. Bu noktada amacın hedef tutturmak yerine, hayat denen yüce öğretmenden gelen bilgilerle yoğrulmak ve evrilmek olduğunu düşünürsek geçmiş başarısızlıklarımızdan saklanmak zorunda kalmayız. Belki de “başarı” tanımımızı değiştiririz, ne dersiniz?

Bize statü, para, prestij getiren başarılarımızken; bu başarıları elde etmek için bizi hazırlayan biricik öğretmen başarısızlıklarımızdır.

Başarısız deneyimler sayesinde konfor alanımızı terk ettik ve geliştik. Önemli olan kaç kere düştüğümüz değil, düşüşlerin ardından çıkışa geçmek için harcadığımız çabanın niteliği ve miktarıdır. Değişim ve gelişim için yolunda gitmeyen bir şeylere ihtiyacımız var.

Thomas Edison, ampülü icat etmeden önce iki bin defa başarısız olmuştur. Peş peşe yapılan deneylerin ardından bunalıp “Artık bu işten vazgeçelim!” diyen asistanına cevabı başarısızlıkları sahiplenmenin değerini özetliyor:

“Evet, amacımıza ulaşamadık ama hiçbir netice elde edemediğimiz doğru değildir. Çünkü aradığımız şeyin bu iki bin deney içinde bulunmadığını öğrenmiş bulunuyoruz!”

Başarısızlıklarımızı sahiplenmek ve onlardan öğrendiklerimizi faydaya çevirmek öz saygımızı da geliştirecektir. Artık, her hata ve başarısızlık hikayesinde değersizlik duygumuzla boğuşup kendimizi hırpalamak yerine yüksek bir farkındalıkla eskisinden de güçlü ayağa kalkacak ve kendimizi onurlandıracağız.

Başarısızlıklarımızla barıştığımızda başarı hikayelerimize de başlık atmış olacağız.

Yazının devamında sizlerle kendi başarısızlık hikayelerimden çıkardığım yıl sonu farkındalıklarımı paylaşıyorum. Herkesin ilham alması ve başarısızlıklarıyla el sıkışması dileğiyle…

2018 Farkındalıklarım

Talihsizlikler Şansın Maskesidir

Kısa vadede kendimizi çok kötü hissettiren bir olay uzun vadede yolumuzda çok güzel kapılar açıyor. Yeter ki yolda olmaya devam edelim. “O an çok acıttı ama iyiki de yaşamışım!” diyoruz. Hayatta seviye atladığımızı hissetmemiz için talihsizliklere ihtiyacımız var.

Yeniye Alan Açmak

Hayatımızın herhangi bir alanında yenilik istiyorsak önce eskiye “hoşçakal” demeliyiz. Bunun için de risk almak kaçınılmaz. Yeniye yer açmak için eskiyi bırakma cesaretini kalbimizin derinliklerinde bulmak zorundayız. Bu kurala gereksiz yere biriktirdiğimiz eşyalar ve bilgiler de dahil.

Akışa ve Kendine Güven

Çok istediğimiz bir şey ısrarla olmuyorsa bir nedeni mutlaka vardır. Bu gibi durumlarda hayatın ona olan güvenimizi ve bırakma kapasitemizi ölçtüğünü düşünüyorum. “Bu iyi ki olmamış, yolumda benim için daha iyisi varmış.” cümlesine zemin hazırlıyor hayat, rahat olmak gerek.

Kişisel Algılama

İnsanların bazı davranışları bizde olumsuz yargılar ve/ya duygular yaratabilir. Enerjimizi bu olumsuzluklara kanalize etmek yerine bakış açımızı genişletmeliyiz. Ben merkezci bakış açısı bir illüzyon yaratır. Bu illüzyon çevrede olan biten her şeyin bizimle ilgili olduğunu hissettirir ve sonuçta alıngan olmaya başlarız. İnsanların olumlu ya da olumsuz davranışları her zaman bizden kaynaklanmayabilir, hatta bizimle ilgisi bile olmayabilir. İş arkadaşın bu sabah sana “günaydın” demediyse sebep sana sinir olması değil, gece boyu grip olmuş çocuğunun başında gözünü kırpmadan beklediği için uykusuz ve dalgın hissetmesi olabilir. Alıngan olmak yerine hayata güvenle devam etmeliyiz. Kimse dünyanın merkezinde oturmuyor, herkes kendi hayatında farklı mücadeleler veriyor.

Onaylanma İhtiyacı

“Sadece sevilmek için yola çıktıysanız, herhangi bir zamanda herhangi bir şeyden ödün vermeye hazır olursunuz ve hiçbir şey elde edemezsiniz.” – Margaret Thatcher

Sosyal varlıklarız. Yani çevredeki insanların bizi görmesini, değer vermesini, onaylamasını istiyoruz. O zaman kendimizi daha iyi, daha değerli hissediyoruz. Bu bebeklikten beri benimsediğimiz en doğal ve temel ihtiyaç. Hele ki ailemiz tarafından fazlaca pamuklara sarıldıysak, onların sonsuz ilgi ve sevgisini hep bir şemsiye gibi üzerimizde hissettiysek bu ihtiyaç yetişkinlikte de form değiştirerek devam ediyor.

Sosyal çevreye duyarlı olmak için bu onaylanma isteği bir seviyede mevcut olmalı, ancak su yüzüne çıktığında onu fark etmeli ve gerekiyorsa kontrol altına almalıyız. Çünkü, onaylanma ihtiyacı aşırıya kaçarsa onu her doyuramadığımızda derin üzüntü ve tatminsizlik yaşıyoruz. Ayrıca, onay görmek için çevreye uyumlanmak önceliğimiz olduğundan özgün benliğimiz ve gelişimimiz baskılanmış oluyor.

Bırakalım, herkes bizi onaylamasın ya da sevmesin. Bizim asıl ihtiyacımız kendi bütünlüğümüz içinde kendimizden memnun olmak. Öz değerimizi sosyal medya beğenileri, içten içe bekleyip durduğumuz yönetici takdirleri, bizi doğru dürüst tanımayan insanların sevgi gösterileri belirleyemez. Sen kendine onay verdiysen ve karanlık ya da parlak her yanını görüp kendi değerini fark ediyorsan başkalarından gelecek aferinler yalnızca tebessümün olur.

Alma-Verme Dengesi

Hayat ihtiyacı olan bir insana, hayvana veya bitkiye karşılıksız yardım ettiğimizde daha güzel, daha anlamlı. Ancak, almak ve vermek arasında bir denge kurmayı mutlaka hatırlamalıyız. Çevremize verdiğimiz kadar yaşamın bizi beslemesine de izin vermeliyiz.

Kendi Kendini Kutla!

Kazanımlarımızı ve başarılarımızı kutlamalıyız. Çoğu zaman modern hayatın rüzgarına kapılıp gidiyor ve pek çok başarımızın farkına bile varmıyoruz. Başarılarımızı kutlayalım ki göz ardı ettiğimiz başarı hikayelerimiz özgüvenimizi tazelesin.

Peki nasıl yapacağız?

Başarımız şerefine arkadaşlarla şık bir yemek, kendimize yazacağımız samimi ve sevecen bir motivasyon yazısı, uzun zamandır ertelediğimiz seyahati planlamak, bize keyif veren bir ritüel geliştirip onu uygulamak kendimizi kutlama yöntemlerimiz olabilir.

Kendine “Boş Oturma” Hakkını Ver

Hayatımızın her saniyesi üretken veya tam motive olmak mümkün değil. Her an aktif durumda bir şeyler yapmak zorunda da değiliz. Bazen zihinlerimiz kapasitesini zorlayan bir bilgisayardan farksız oluyor ve ansızın “error” vermeye başlıyoruz. Bu durumda format atılma zamanımız gelmiş demektir. Bunun için bir dur ve kendini dinle… Hafta sonu oradan oraya koşturacağına keyifli bir öğlen uykusu çek mesela, uzun uzun kahvaltı yap ya da otur boş boş; gelişim kitapları yerine aç bir roman oku; işyerinde bunalınca sevdiğin müziği dinle ve hayal kur; vakit kaybı diye düşünme, duygularını harekete geçiren bir filmi onuncu defa izle, istiyorsan çık saatlerce boş boş yürü ya da yalnız başına bir cafede insanları izlerken kahveni yudumla… Zihnini dinlendirmek için yapman gereken neyse onu yap…

Başarı Tanımını Yeniden Belirle

Başarı nedir bizim için?

İlkokulda sene sonunda takdir getirmek. Lisede tüm derslerden geçmek ve prestijli bir üniversitede iyi bir bölüme yerleşmek. Üniversiteyi bitirirken yine prestijli bir firmada ücreti dolgun bir iş bulup kariyer adımlarını hızla tırmanmak. Sonrasında ise iş hayatı koşturmacasına kapılıp bazen anlam bile veremediğimiz, hatta hiç önemsemediğimiz, şirket hedeflerini tutturmak, patrondan takdir görmek vs. vs.

Hayatın farklı sahnelerinde başarı tanımımız da farklılaşıyor, hatta başarıya verdiğimiz önem ağırlığı bile değişiyor. Bence, başarı önemi ve tanımı böylesine değişken bir kavram olmamalı hayatlarımızda. En önemlisi, toplumsal olarak kemikleşmiş yargılar bizim başarı algımızı yönetmemeli. Herkesin kendine özgü, değerleriyle bağlantılı bireysel bir başarı tanımlaması olmalı. Yoksa, toplumsal kalıplara dökülmüş sahte başarılarla geçici mutluluklar yaşamaya ve yine bu kalıpların dışına çıktığımızda başarısızlık endişesiyle kendimizi hırpalamaya mahkum olacağız.

Pınar Özkent, “Yeni Bir Pencere Aç” isimli kitabında konuyu mükemmel özetlemiş:

“Başarı, unvanlardan, yüklü maaşlardan, etiketli okullardan da büyük bir şey ve hepimizin gerçek tanımlarımızı bulup, başarısızlık endişelerimizden kurtulma hakkı var.”

3 Kilit Kavram: Niyet-Odak-Eylem

Hayatta ne yaparsak yapalım niyetimiz (hedef/amaç) belli olmalı. Çünkü, niyetsiz girilen her eylem odağını yitirir, böylece öznesini (yani bizi) eylemden ve istikrardan koparmış olur.

Özne eylemini yitirdiğinde yeni eylemler peşine düşer. Niyeti hala belirsizse kısır döngü kaçınılmazdır. Bu günümüz tüketim toplumunun deneyimlediği durumdur aslında. Sistemin bize sunduğu kaynakları hızla tüketiyoruz ve çoğu zaman neyi neden yaptığımızdan haberimiz yok. Akıllı telefonlarımıza yapışık halde saatlerimizi harcıyoruz. Hiçbir niyetimiz olmadığından binlerce uygulama yükleyip siliyoruz ve teknolojiden aldığımız ivmeyle devamlı birşeylerden sıkılıp yeni arayışlar peşine düşüyoruz. Anlık dürtülerimizin ateşlemesiyle oradan oraya uçuşuyor, zihnimizi ve gerçekliğimizi de beraberimizde sürüklüyoruz. Tüketici olarak algımızın yönetilmesine ve en değerli kaynağımız olan zamanımızın çalınmasına göz yumuyoruz, çünkü niyetlerimizi bilmiyoruz.

Niyet belli olduğunda o niyete giden adımlar belirlenir ve kişi odaklanır. Odaklandığında zihin onu takip eder ve niyeti doğrultusunda üretmeye başlar, fikirler geliştirir, yaratıcılık devreye girer. Potansiyel açığa çıkmaya başlar. Değerli zamanı kişinin hazinesi haline gelir, onu niyeti dışında kalan hiçbir eylemle boşa harcamaz veya harcamamak için çabalar.

Sonuçta konu yine döner dolaşır değerlere gelir. Çünkü, niyeti kişinin değerlerine hizmet etmelidir ki odak bozulmasın. Değerlerle ilgili daha fazla bilgi için şu yazılarıma bakabilirsiniz: Hayat Pusulamız: DeğerlerDeğerlerinin Yolunda Kendine Koç Olabilirsin!

Cesaret, Azim ve Disiplin

Bir önceki maddenin pratik tamamlayıcısı bu madde. Bireysel başarı tanımımız belliyse niyetler su yüzüne çıkmıştır. Niyet ve odak doğrultusunda eyleme geçmek için yardımcı araçlar ise cesaret, azim ve disiplindir.

Niyet belirlemek ve onun uğruna harekete geçmek üzere eylem adımları planlamak için cesarete ihtiyacımız var. Çünkü, konfor alanımızın dışına itilmeye başlıyoruz. O ilk eyleme geçmek en zoru, ancak cesaretle bunu yaptığımızda ve azimle yolumuzda yürüdüğümüzde akışa geçeceğiz.

Niyetimize ve onunla bağlantılı eylemlere odaklanabilmek için azim ve disipline ihtiyacımız var. Disiplin ve azim, odaklanmanın ebeveynleri gibidir. İkisi olmadan odak var olamaz. Disiplin ve azim bir araya gelerek istikrarlı odaklanmayı ve doğru eylemleri doğurur.

Zamanı Geldiğinde Harekete Geç!

Instagram’da kime ait olduğunu bilmediğim bir cümle okumuştum ve çok hoşuma gitmişti, hiç unutmadım: “Hareket etmezsen acı üzerinde birikir!”

Başarısız ve işe yaramaz hissettiğimiz zamanlar olmuştur. Bu anlarda değersizlik duygusu kalbimizi adeta ezmeye başlar ve fiziksel olarak ağırlaşmaya başlarız. Enerjimiz atıl duruma geçer ve bu durumdan çıkmaya yönelik aksiyon almadıkça daha da yığılırız. Bunları hissettiğimizde harekete geçmeliyiz.

Enerjimizi yenilemek ve tekrar akışla uyumlanmak için neye ihtiyacımız olduğunu bulup hızlıca uygulamalıyız. Örneğin; niyetimiz doğrultusunda küçük bir adım atabiliriz, uzun zamandır ertelediğimiz bir işimizi halledebilir, dans edebiliriz, yürüyüş yapabiliriz, spora gidebiliriz, doğaya çıkabiliriz, bir dostla sohbet edebiliriz, ihtiyacı olan bir canlıya yardım edebiliriz, toprakla uğraşabiliriz, benim çoğu zaman yaptığım gibi duygularımızı yazıya dökebiliriz…

Yeni Yıl Hediyesi

Kendimize verebileceğimiz en güzel hediye kişisel farkındalığımızı artırmak için kendimiz üzerine çalışmalar yapmak. Siz de kendinize aşağıdaki soruları sorarak bunu yapabilirsiniz:

  • 2018 için başarı ve başarısızlık hikayelerim neler?
  • Bu hikayeler bana ne öğretti? 2019’a hangi farkındalıklarla giriş yapıyorum?

Peki ya sevdiklerinize ne hediye edeceksiniz? Bence en güzel hediye kendi el yazınızla hazırlayıp zarflayacağınız kişiye özel mektuplar. Ben bu yıl bunu deneyeceğim. 🙂

Taze farkındalıklarla taçlanmış, parlak bir 2019 olsun hepimize!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın