Müjde! Sana Göstermek İstediklerim Var!

Sevinçli bir haberin verilmesi demektir müjde. İnsanın hayatının değişeceği onu çok etkileyecek bir haberdir müjde. İsa’nın doğumunun Meryem’e müjdesi de insanın hayatından öte insanlığın hayatının değişimine sebep olmuştur. Tanrının en büyük mucizelerinden biri olan yaratma gücünün ispatı. Rahme düşen bir kan pıhtısından olan İsa. Babasız İsa. Hristiyanlara göre ise tanrının oğlu İsa.

Cebrail’in henüz bekar olan Meryem’e gelip çocuğunun olacağını bildirmesi Meryem’i şaşırtmaktan öte onu kutsallığa eriştirmiş, Hristiyanlar için en kutsal kadın olan Meryem daha sonra tanrı tarafından Hz. Muhammed’e gönderilen Kuran-ı Kerim’de adına sure olan ve adı en net şekilde geçip hayatı anlatılan kadın olmasına sebep olmuştur. Ayrıca bu kadar önemli bir kadının soyunun Hz. Davud’a dayanması İncil ve Kuran-ı Kerim’de de söylenen bir gerçektir.

Doğumunun dahi çok büyük mucize olduğu Hz. Meryem’in çocuğunun doğumu için verilen bu haber insanlık tarihi için o kadar önemliydi ki yıllar boyunca anlatıldı resmedildi duvarlara işlendi. Bu sayede günümüzün en önemli dini sahnelerinden biri oldu. Hristiyan kültürünün en yoğun olduğu Avrupa’dan ziyade kadim topraklar olan Anadolu’da da bu sahneye çok rastlamaktayız. Anadolu’daki sahneler genelde mimari alana işlenmiş sahneler olmakla beraber Avrupa’daki sahneler tuvallerde karşımıza çıkmaktadır. Her sanatçının bulunduğu ortamdan etkilenme ve yaşadığı dönem özellikleri ile bölgenin özelliklerini eserine yansıtma özelliğinden dolayı bu sahne ile sanatçının yaşadığı dönemin bütün detaylarını da görme imkanımız oluyor.

İlk başlarda sadece dini konuyu anlatmaya yönelik olan bu sahnenin yıllar, sanatçının ve bölgenin ekonomik durumu, kullanılan malzemenin gelişmesi, tekniklerin geliştirilmesi vs. gibi etmenlerin sonunda bize gösterdiği şeylerin artması, verdiği mesajlar, aleforik ve ikonografik düşünceler artmasını birkaç örnek ile inceleyelim

Öncelikle Anadolu! Kısa bir bilgi olarak; Anadolu’daki en güzel örneklerden biri İstanbul’da Khora Manastırı yani İstanbul’un fethinden bir süre sonra 2.Beyazıd Kariye camisi diye adlandırılan yapıdadır. Yapı Bizans surlarının dışında olduğu için Khora ismini almıştır ve Hz. İsa’ya ithafken yapılmış bir manastırdır. Tarihte Latin istilası olarak bilinen (1204-1261), Kudüs’ü almaya giden Latinlerin Ortodoks Bizans’ı istila etmesi sırasında İstanbul’da zarar gören yapılardan biridir bu manastır.

Kubbenin pandantiflerinden birinde bulunan bu sahnede Meryem bir kuyu başındadır ve o sırada arkasından gelen bir melek tasvir edilmiştir. Etraftaki yapılar dönemin mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Luka incilindeki anlatıma göre tasvir edildiği görülen sahnede Cebrail: “Rab seninledir, sen kadınların en mukaddesisin, gebe kalacaksın ve adını İsa koyacaksın, Rab ona Davud’un saltanatını verecek ve o Yakup’un tahtına çıkarak sonu olmayan bir saltanat sürecektir” der. Meryem ise şaşırarak; “Rabbin dediği olsun fakat ben daha erkek yüzü görmedim” der. Bunu duyan Cebrail “Kutsal ruh üzerine inecek ve doğacak çocuk Rabbin oğlu adını alacaktır.” diyerek sahne incildeki yerini alır. Kuranı kerimde ise aynı olay Meryem Suresi 16-22’nci ayetlerde anlatılmaktadır.

Hz. Meryem’in ve melek tasvirinin başının etrafındaki hareler onların kutsal varlık olduğunu belli etmesinin yanı sıra yapılar döneminin mimari özelliklerini çok güzel yansıtmaktadır. 3 boyutu yakalamak için perspektif kullanılırken, ışık gölge tekniği ile özellikle elbise kıvrımlarında 3 boyuta katkı sağlamaktadır.

Hristiyanlığın ilk yıllarında daha sade ve fresklerde karşımıza sadece konuyu anlatmak için çıkan bu sahne daha sonralarında özellikle Rönesans döneminde İtalya ve holllanda bölgesindeki gerek kiliseye bağlı olan gerek bağımsız olan ressamlar aldıkları siparişlere göre altarlara veya tuvallere bu sahneyi işlemiş bu sahnelerde o günlerin yaşam tarzları anlatılmış, çeşitli eşyalarla ikonografik ve alegorik objeler kullanılmıştır. Tabi perspektif ve ışık gölge tekniği gelişerek resimlerde konunun dışında ilave insanlar da sahnelere dahil olmuştur. Bunlar bazen siparişi veren kişi bazen Yahya bazen sokakta perspektifi güçlendiren bazı insanlar.

Herkesin tanıdığı büyük ressam Leonardo Da Vinci’nin ilk özgün eser olarak ortaya koyduğu eser de Meryem’e müjde sahnesidir. Bu sahnede İncil’de geçen olayı anlatan bir görünüm vardır ancak bu sahne baştan sona hata ve o dönemin siparişçisinin zevkleri ile yapılmıştır. Bu o dönemdeki bütün resimlerde gördüğümüz bir durumdur.15.YY’da yapılan bu resimde Meryem de Cebrail de tapınağa benzemeyen bir yerdeler ve tamamen Floransa’ya mimarisi ve bahçe peyzajının yanı sıra Meryem bir zengin aristokrat gibi giyinmiştir. Kariyedeki freskte bizim gördüğümüz konunun anlatımına yönelik yapılan resmin aksine burada dönemin mimari, bahçe düzeni ve kıyafetlerindeki özelliklerin yansıtılması ön plana çıkmıştır. Perspektif kullanımı tam olarak kusursuz olmadığı gözümüzü yorarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra ışık gölge oyunları güzel bir şekilde kullanılarak 3 boyut ortaya çıkmış.

Şimdi biraz önce dediğimiz gibi bu dönem resimlerinin bazı alegorik ve ikonografik ögeleri barındırması olayına gelelim. Meryem’in bir ev sahibesi aristokrat, Cebrail’in ise aristokrat bir beyefendi gibi gösterildiği bu resimde Cebrail’in sol elindeki ve merhemin önündeki sehpada bulunan zambak çiçeği bu resmin en önemli ikonografik unsuru. Çünkü zambak çiçeği yunan mitolojisinde Hera’nın Herkülü emzirirken göğsünden toprağa damlayan sütten oluştuğu, roma mitolojisine göre denizin köpüğünden doğan zambağın güzelliğini Venüs’ün bile kıskandığı bilinir. Mezopotamya mitolojisinde ise saflığı, masumluğu temsil eder. Leonardo Da Vinci her resminde farklı alegorik ve ikonografik motifleri işlemesi gibi bu resmine zambak çiçeğini işlerken amacı işlerken Meryem’in babasız doğuracağı çocuktan dolayı masum olduğunu, doğuracağı çocuğun gücünü kudretini ve güzelliğini anlatmak istemiştir.

Müjde sahnesi dediğimizde hiçbir zaman unutamayacağımız ve her zaman bilmemiz gereken bir ressam da Robert Campin’dir. Kendisi ile ilgili pek net bilgilere sahip olmamakla beraber bildiğimiz net olan şey Tournai şehrinde özgün eserlerini vermeye başlamış olmasıdır. Sanat tarihçiler avrupanın kuzeyinde Rönesans resminin başlangıcı olarak uzun zamandır Van Eyck olarak kabul etmişlerdir. Ancak imzasız yapılan daha eski resimler bulunmakta ve bunların ustasına anonim olarak Falaman ustası denilmekte ismi kesin bilinmemekteydi. Ancak 19.YY’dan bu resimlerin tekniğine bakıldığında Robert Campin’in resimleri olduğu kanısına varılıyor ve Kuzeydeki rönesansın başlangıç noktası Flaman ustası denilen kişinin Campin olduğu ortaya çıkıyor. Flaman ustası olarak da bilinen bu ressamın altar üzerindeki sahne 3 parçadır. Tripticon’un orta parçasının 68×63 yan parçalarının ise 64×28 cm olduğunu düşünür ve bu resimdeki detayların çokluğunu gördüğümüzde, nasıl bir işçilik ve ustalığın eseri olduğunu anlamamak ve Campin’e hayran olmamak elde değildir. Campin’in en ustaca eseri olan bu Altarda ortadaki sahnede bakıldığında eşyalar ile insanların boyutu gerçekten orantısızdır. Tipik 15.YY Hollanda ev mimarisi ve eşyalarını bize gösteren yapıda içerisi eşyalarla doludur. Neredeyse bütün zemini kaplamış olan bir Meryem kitap okurken görülmektedir. Meryem ile Cebrail’in arasındaki masa ise bütün odayı kaplayarak oran orantının yoksunluğunu bize göstermiştir. Ancak bu panoda önemli olan sahne olduğu için bu büyüklük dönem resimlerinde dikkate alınmayan bir unsur olarak karşımıza çıkar. Meryemin masumiyetini belirten zambak çiçeği masanın üzerinde gene karşımıza çıkmaktadır. Meryem’in elbiselerinin kıvrımlarındaki ışık gölge oyunu üc boyutu bizlere göstermekte ve gözlerimizin ilgi odağı olmaktadır. Cebrail’in arkasındaki küçük pençelerdeki haç işareti arka plandaki kazan resmin ikonografik ögeleridir. Peki resimde cebrailin arkasındaki iki pencereden giren bir haç var. Böylesine bir rüzgarla beraber girmiş. Yakınlaşıp baktığımıza ise bu haçı bir bebeğin tutttuğu görülmekte. Yanı oradan içeriye bir rüzgarla bebek İsa geliyor. Masanın üzerindeki mumun sönmüş olması da isanın odayı ışığa gerek kalmadan tek başına aydınlatacağını anlatan bir ikonografidir. Rüzgarla açık pencereden değil de kapalı olan pencereden camı kırmadan giren İsa, zambak çiçeğinin anlamını güçlendirerek Meryem’in bekaretinin bozulmadığını bize anlatmakta. Açık olan pencerelerden dışarıdaki bulutları görürken, Soldaki panoda yarı açık kapı ile orta panoya bağlanmıştır. Orada siparişi veren bağışçı ve eşi gözükmektedir. Arka taraftaki muhafız ise perspektifin ustalığını göstermektedir. Yakınlaşılıp bakıldığında sakalllarına kadar açık olan kapıdan gözüken sokaktaki atlının atının adımlarına kadar herşey ustalıkla işlenmiştir. Unutmayın bu soldaki pano sadece 64×28 cm ebatlarındadır. Daha gelişmiş bir perspektif ile ışık gölge tekniğinin görüldüğü bu altar resmi Flamel Ustası olarak da bilinen Robert Campin’in en meşhur eseridir. Sağ kanattaki panoda ise Yusuf bir marangoz şeklinde küçük bir orada gözükmektedir. Ressam bize perspektifi güzel göztermek için gene pencereyi açık tutmuş ve o küçük alana şehrin sokaklarını en ince şekilde işlemiş hiçbir detaydan kaçmamıştır. Yusufun elbiselerindeki kıvrımlar bize üc boyunu yaşatmaya devam etmiş ışık gölge tekniğini ressam burada en güzel şekilde göstermiştir. Yusuf burada fare kapanları yapmaktadır. Bu fare kapanlarını ressamın buraya işleme sebebi ise şeytanın asla yaklaşamaması için tuzakları hazırlayıp Meryemin her zaman koruma altında olduğunu göstermektedir. Açık pencerenin önünde fare kapanı sokağa bakar şekilde beklemektedir.

Bu üç örnekte gördüğümüz üzere zaman gelişiyor. İnsanların istekleri, yetenekleri, yaşam koşulları ve en önemli ekonomisi güçleniyor. Sanat insanların en büyük zevki olmaya devam ederken kendisini anlatmaya ve anlattırmaya devam ediyor. Kah yeteneği ile kah parası ile. Dini motifleri göstermek için kullanılan dini sahnelerden biri ve en önemlisi olan Müjde sahnesi ilk başta bize sadece bilgi vermek amacıyla Cebrail ve Meryem’i gösteriyor. Ancak sonralarda insanlar o kadar farklı şeyler istemeye başlıyor ki bi bakmışsınız Meryem karşımıza bir aristokrat olarak bile çıkabiliyor. Bazen açık bir mekanda bazen ise kapalı bir mekanda çıkıyor. Meryem o kadar kutsal ki insanlar kendilerini onun yanında gösterip onla berabermiş gibi göstermek için resimlere açık bir kapı ile de olsa kendisini koyduruyor. Meryem’in masum olduğu ilk resimlerde sadece kutsal olduğunu gösteren hareler ile anlatılırken sonralarda çeşitlik ikonografik semboller kullanılarak onun masumiyeti gösterilmeye çalışılıyor. Onun sürekli koruma altında olduğunu göstermek için şeytanı uzak tutulduğunu ispatlamak için Yusuf’un yaptığı kapanlarla korumaya alındığı gösterilmeye çalışılıyor.

Kısacası insanlar geliştikçe düşünce sanat akım teknik gibi bütün ögeler geliştikçe insanlar olgunun yanında birşeyler daha göstermek istiyor. Ana tema bozulmadığı sürece ilave gösterilenlerin kimseye zararı olmaz sonuçta deyip bonkörlüklerini, yaşama tarzlarını, giyim kuşamlarını, şehirlerini lüks ve ihtişamlarını göstermekte kimse çekinmemiş. Müjde! Sanat bize çok şey göstermiş! Tabi ki bakana değil, görene…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın