Hayatta en gerekli bilgiler anaokulunda öğretiliyor. “Bir şey istediğin zaman lütfen de”, ”Sana bir şey verdikleri zaman teşekkür et”, “Sıraya gir”, “Başkasına ait bir şeyi alma, alman gerekiyorsa iste”, “Birisini üzersen özür dile”, “Büyüklerine siz de”, “Esnerken elinle ağzını kapat”, ”Kendi dağınıklığını kendin topla”

Anaokulundaki uyarılara eşlik eden ve adeta bitmek bilmeyen sofra adabı. “Yemeğe oturmadan ellerini yıka”, “Ev sahibi yemeğe başlamadan yemeğe başlama”, “Elinle yemek yeme”, “Çatalı sol, bıçağı sağ elinle kullan”, “Sofrada kendin almadan önce başkalarına servis yap”, “Yemekte ağzın doluyken konuşma”, Ağzın açık çiğneme”, “Ağzını şaplatma”, ”Çorbayı höpürdetmeden iç”, “Zeytin çekirdeğini ağzından tabağa çıkartma”, “Ekmeği ağzınla kopartma”,

Çocuk sahibi herkes bu ve benzeri cümleleri çocuklarına her gün defalarca söylemiştir. Kendi çocukluğunuzu düşünürseniz, sizin de anne-babalarınızdan bu sözleri duymaktan bıktığınız günleri hatırlarsınız. Kendi çocuklarımı yetiştirirken bu sözleri rahatsız edici ve sıkıcı olmadan nasıl söyleyeceğimi hep düşünmüşümdür. Çocuklarımdan da biliyorum ki, öğretmeye çalıştığım görgü kuralları onlar için, “sıkıcı ve yetişkinler dünyasına ait anlamsız ritüellerdi”. Kendi çocukluğumda da birçoğunu anlamsız ve gereksiz bulduğum bu kuralların gerçekte evrimin bir parçası olduğunu ve topluluk halinde yaşamayı kolaylaştırdığını anlatmakta zorlandığımı hatırlıyorum.

İnsan dünya üzerinde ilk var olduğu dönemden başlayarak topluluk halinde yaşamıştır. Terbiye, kibarlık ve nezaket davranışlarla hayata yansır. Görgü ise, toplum içinde belirli durumlarda nasıl davranılması gerektiğini tanımlayan davranış ilkeleridir ve temelinde başka insanları “dikkate almak” vardır. Görgü kuralları, toplu yaşamayı kolaylaştırır. Daha alt düzeydeki canlılardan ayırır ve sosyalleşmenin temelini oluşturur. Terbiyeli ve kibar olmakla ilgili ilkeler zaman içinde değişmez, ancak görgü kuralları değişebilir. Bu özellikler sayesinde insanlar hem birbirlerinden mikrop ve virüs almayarak temel hijyen ilkelerini oluşturarak sağlıklarını korumuş; hem de dürtülerini frenleyerek birlikte daha uyumlu olarak yaşama imkanına kavuşmuşlardır.

Dürtü kontrolü

İnsanın sosyal evriminin en önemli adımı, çocukluktan gençliğe geçiş sırasında gözlemlenir. Bu adım dürtüleri kontrol etmektir ve beynin evrimi ile paralel gelişir ve kişinin içinden gelen sese “dur” demesi beklenir. İçten gelen sese “dur” demek, ya toplumsal açıdan uygun olmayan bir isteği durdurmak veya ilerdeki daha büyük bir ödül için, o sırada haz verecek bir şeyi ertelemek anlamına gelir. Bu özellik daha sonraki yıllarda insanda vicdan gelişiminin temelini oluşturur. Böylece kişi kısa vadede kendisine yarar sağlayacak adımlardan vaz geçip, kendisine ve başkalarına yararlı işler yapacak olgunluğa erişir. Bunun dışına çıkarsa da utanır ve suçluluk duyar. Yanlış bir şey yaparsa “vicdan azap” verir. Bu yolculuğun başlangıç noktası çocuklukta görgü ve nezaket kurallarını öğrenmesidir. İnsanın başka insanların varlığını hesaba katması, dünyanın kendi etrafında dönmediğini fark etmesi empatinin de temelini oluşturur. Vicdan azap vermek için vardır. Rahatlatan vicdan olmaz.

Görgü kuralları, çocuğun çevreyle uyum içinde yaşamasına yardımcı olarak sosyalleşmeyi ve çevresindeki insanlarla yakınlaşmasını kolaylaştırır. Böylece çocuk ne yaparsa insanların kendisinden iğreneceğini ve uzaklaşacağını öğrenir. Görgü kurallarının zaman içinde değişim gösterdiğinin çok sayıda örneği vardır. Örneğin, erkeğin bir davette kendisine tanıştırılan kadının elini öpmesi günümüzde beklenen bir davranış olmaktan çıkmıştır. Benzer şekilde bir kadının kendisinden genç birisinin veya bir erkeğin elini sıkmak için ayağa kalkması gerekmediği kabul edilirdi. Ancak günümüzde iş hayatında bir kadın yöneticinin odasına gelen bir erkek konuğun elini oturarak sıkması yadırganır.

Terbiye ve bunun uzantısı olan nezaket ise zamandan bağımsızdır. Terbiye ilkelerine uyan kibar insanların çevreleri tarafından daha olumlu algılandıkları bilinir. Alınan terbiyenin davranışlara yansıması olan kibarlık insanlar üzerinde olumlu bir izlenim oluşturmayı ve onları etkilemeyi kolaylaştırır. İş ortamları farklı kişilik özelliklerine sahip ve farklı sosyo-kültürel geçmişlerden gelen insanlardan oluşur. Böyle bir ortamda terbiye ilkelerine uygun hareket etmek ve kibarlık, insanlarla iyi ilişkiler içinde olmaya ve kurumsal kaynaklara ulaşmayı kolaylaştırır. Bu da kişinin iş ortamında fark edilmesini ve takdir görmesini sağlar.

Topluluk içinde yüksek sesle konuşmamak, cep telefonu ile yaptığı konuşmanın çevreyi rahatsız etmemesi, iş yerinde veya insanların toplu olduğu yerlerde kokulu yiyecekler yememek terbiye ile ilgili konulardır. Günümüzde görgü kurallarının ve çevredeki insanları hesaba katmayan davranışların artması ve giderek daha az önemsenmesi, bu tür davranışların normal olduğu anlamına gelmez. Kibarlık başkalarını rahatsız etmemek değil, başkalarının rahatsızlığından rahatsızlık duymaktır.

Aile terbiyesi

Aile terbiyesi, geçmişte çok sık duyduğum, günümüzde ise çok az söz edildiğine tanık olduğum bir kavramdır. Yukarıda bazılarını sıraladığım bu özellikler küçük yaştan başlayarak aile içinde öğrenilir. Çocuk 11 yaşına kadar soyutlama yeteneğine sahip değildir. Dildeki kelimeleri somut anlamlarıyla kavrar. 10 yaşına kadar çocuğa bir büyüğü “Hapı yuttun” derse ve çocuk bunu ilk defa duyuyorsa, “Ben hapı yutmadım” diye karşılık verir; Çocuğun beyni soyut kavramları algılayacak olgunluğa ulaşıncaya kadar, “iyi, doğru, güzel” anne-baba ve çevre tarafından onaylanan davranışlardır ve taklit yoluyla kazanılır. Böylece çocuğun topluluk içinde kabul görecek şekilde yetişmesi amaçlanır. Bu nedenle bu kurallar dizisi “aile terbiyesi” olarak adlandırılır. Yetişkin hayatta da buna “görgü” denir.

Günümüzde köyden kente göçün hızlanması kent yaşamına, kırsal kesimde doğal görülen daha teklifsiz ve doğal davranışların egemen olmaya başlaması, yazılı ve görsel medyada da bu davranışların sıkça sergilenmesi, kendileri bu tür eğitimlerden geçmiş ailelerin de bu davranışları normal görmeye başlaması sonucunu doğurmuştur. Örneğin, ilk tanıştığı kişiye “sen” diye hitap etmek doğal karşılanmaktadır. Benzer şekilde esnerken ağzını kapatan birini görmek ender rastlanan bir durum haline gelmiştir.

Çocuk 11 yaşından sonra anne-baba etki alanından çıkarak, “yaşıtlarının” etki alanına girer ve içine girdiği sosyal çevrenin kuralları onun için daha önemli olmaya başlar. Ergenlik döneminde bu kurallar genç için; “yük”, “büyükler tarafından icat edilmiş gereksiz kurallar”, “saçmalık”, “gençlerin hayatına ve davranışlarına müdahale etmek için yaşlıların koyduğu gereksiz kanunlar” olarak görülür. Bu dönemde “doğal olmak” ve “içinden geldiği gibi yaşamak” daha ağır basan bir tutumdur. Bunun için elle yemek, sesli gaz çıkartmak olağan görülür ve savunulur. Görgü kuralları çocuğun derisinin altına işlemiş ve otomatik olarak uygulanır duruma gelmişse, ergenlik döneminin isyanı geride kalıp, beyinde alın lobu kabuğu (prefrontal cortex) dürtüleri engelleyecek olgunluğa eriştiğinde çocukluğunda aile ortamında öğrendikleri “ikinci doğası” olarak hayatı boyunca kendisine eşlik eder.

Sonuç

İş hayatında görgü kurallarını, dürüstlük ile kibarlıkla birleştirmek kişisel itibarı yükseltir. Bu inceliklere özen göstermek kişiyi iş ortamındaki gereksiz gerginliklerden uzak tutar, sosyal ortamlarda yakın olunmak istenen bir insan yapar. Her ne kadar terbiyeli olmak, insanlara karşı nazik ve kibar davranmak, görgü kurallarına uygun hareket etmek; yaşamak ve hayatta kalmak için “olmazsa olmaz” düzeyde çok gerekli değilse de; kibarlığın ve nezaketin bir erdem olduğunu ve unutmamak gerekir.

*Bu yazı Sayın Acar BALTAŞ tarafından yazılmış olup kendi blog sitesinde yayımlanmıştır.