Reading Time: 4 minutes

İnsanların mutsuz olmasının en temel nedeni, beklentileri ile gerçekleri arasındaki uçurum, başkalarıyla kıyaslamak ve geçmişe takılmak olduğunu yazmıştım. Bunların dışında insanların kendilerine kurdukları tuzaklar var. Bu tuzakları kendi yaşantılarımdan ve klinik deneyimlerimden çıkarak paylaşmak istiyorum.

Yirmi yılı aşkın süre değerli insanların sorunlarını paylaşmam ve takip eden yirmi yıllarda, benzer insanların iş hayatındaki zorluklarına tanık olmam, bu yazının ana fikrini oluşturdu. 1983 yılında Zuhal Baltaş ile uygulamaya başladığımız “Stresle Başaçıkma Seminerleri”nde insanları strese sokan uzun sebepler dinlerdik. Bu seminerlerde, çok kere bazıları için mutsuzluklarının nedeni olan konuların, bazılarına “değersiz, anlamsız hatta gülünç” geldiğini görürdük.

Yıllar içinde, bütün insanların amaçlarını mutluluk olduğunu ancak birçoğunun, bilerek veya bilmeyerek, kendisini mutsuz edecek yollar bulduğunu gördüm. Bu yazıda gözlemlerimden ve kendi yaşam deneyimlerimden yola çıkarak, insanların kendilerine kurdukları mutsuzluk tuzaklarından bazılarını sıralayacağım. Hiç şüphesiz bunlardan bazıları size de hiç yabancı gelmeyecek.

KUSURSUZLUĞU HEDEFLEMEK

Sürekli her şeyin mükemmel olmasına çabalamak, çok kere her şeyin berbat olmasına neden olur. Kusursuzluğu arayanların iki soruya cevap vermesi yerinde olur: Mutlu olmanız için hayatın mükemmel olması mı gerekiyor? Mutlu olmak için kusursuz hareket etmeniz ve kusursuz sonuçlar almanız gerekli mi? Bu iki soruya “evet” cevabı verenlerin mutlu olma şansı yok denecek kadar azdır. Beklentileri gerçekçi olmayacak kadar yükseltmek, çok kere öz saygıda azalmaya ve güven kaybına yol açar. Birçok olumlu özelliğe rağmen olumsuzluklara odaklanmak sürekli olarak gerginlik yaratır ve hem kişinin kendisini hem de çevresindekileri huzursuz etmesine neden olur. Dünyadaki en güzel şeylerin başında farklılık gelir ve farklılığı doğuran da kusurlardır. Çünkü dünyada hiçbir şey kusursuz olamaz. “İyinin düşmanı mükemmeldir” sözü bu konuda rehber olabilir.

KENDİNİ FAZLA ÖNEMSEMEK

Sürekli olarak zihnini ve kendini yapılması gerekenler konusunda sorumlu hissetmek, kendisi olmasa işlerin (ev düzeninin, çocukların bakımının vb.) eksik veya yanlış olacağını düşünmek son derece yorucudur. Bu hem kişiyi duygusal açıdan yorar hem de bedensel olarak tükenmesine neden olur. Bu yaklaşımın sonucunda çevredeki insanlar ya rahatlarından memnun olur ve bütün yükü gönüllü olana yıkar ya da sorumluluk almadıkları için gelişmezler. Herkesin malumu olan, “mezarlıklar vazgeçilmez olduğuna inanan insanlarla doludur” sözü muhtemelen bu tür kişiler için söylenmiştir.

HAYATI GEREĞİNDEN FAZLA KARMAŞIKLAŞTIRMAK

Modern yaşamda insanlar üstlenmek zorunda oldukları farklı roller nedeniyle yeterince karmaşık bir hayata sahiptir. Ancak bazı insanlar kendi rollerinin bir veya birkaçına gereğinden fazla önem atfedip hayatı daha da zorlaştırırlar. Çocuklarını “proje çocuk” olarak yetiştiren, bu arada evde bir veya daha fazla hayvan besleyip her şeyin mükemmel olmasını bekleyen ev kadınları buna bir örnektir. Hayatı gereğinden fazla karmaşıklaştıranlar çoğunlukla mükemmeliyetçidir, kontrolcüdür ve kendilerini başkalarıyla kıyaslama eğiliminde oldukları için, farklı kişilerce önem teşkil eden ölçütleri, ilgili veya ilgisiz olarak kendi hayatlarına da dâhil ederler. Çocuğunun tenise yeteneği olmasa da “herkes” tenis dersi aldırdığı için bu kervana katılan baba hem kendisinin hem de çocuğunun hayatını zorlaştırır. Bir başka örnek çok fazla eşya, giysi ve objeyle yaşamak ve hepsinde aynı uyum ve mükemmelliği beklemektir. Böyleleri bir haftalık seyahate, gurbetten kesin dönüş yapanlar gibi, çok sayıda bavulla çıkar. Diğer taraftan hayatı karmaşıklaştıran kişilerin önceliklerini doğru belirlemek konusunda bir gelişim alanı da vardır. Mükemmel olsun veya olmasın, hayatlarında her istedikleri şeye vakit ayırmayı arzulamasına rağmen hiçbir şeye yetişememekten yakınıp mutsuz olanlar, bu gruba dâhildir

OLUMSUZ İNSANLARLA ÇEVRİLİ BİR ORTAMDA YAŞAMAK

İnsan kaçınılmaz olarak çevresinden etkilenir. Çevreden sürekli olumsuz yorumlar ve mesajlar almak da kişiyi olumsuzluğun bir parçası yapar. Bu olumsuz yorumlar kişiye yönelik olabileceği gibi, çevredeki insanlara veya genel olarak hayatın bütününe dönük olabilir. Bu gibi durumlarda yorumlara tepki vermemek en uygunudur. Çünkü onaylamak aynı havaya girmeye, karşı çıkmak kazanılamayacak bir tartışmanın içinde yer almaya neden olur. En uygunu mizah duygusuna sahip, hayata olumlu bir gözle bakan insanlarla birlikte olmaya çalışmaktır. Günlük konuları ve insanları tartışmaktan çıkıp film, kitap veya fikirler üzerine konuşmak insanı zenginleştirir ve farklı bir açılım sağlar.

GELECEKLE İLGİLİ ENDİŞELENMEK

Kaygının en önde gelen nedeni gelecek ve bunun doğurduğu belirsizliktir. Psikolojiyi sahte bilim haline getirenlerin yaydığı görüşlerden biri de iyimser olmanın erdem sayılmasıdır. Oysa hayatta kalmak ve sağlıklı olmak için, bir miktar kaygı gereklidir. Belirli bir ölçüde kaygı kişiyi olası hatalara karşı uyanık tutar ve önlem almasına imkân verir. Ancak her konuda olduğu gibi, bu konuda da “doz zehirdir”. Gelecekte olabilecekler konusunda sürekli endişelenmek hayatın tadını kaçırır ve kaygılanılan olumsuzluklar olmuşçasına kişiyi mutsuz eder. Hayatın öğrettiği temel derslerin başında, endişelerimizin çoğunun gerçekleşmediği, gerçekleşenlerin de korktuğumuz kadar kötü olmadığı gelir.

KARŞILANMAYAN BEKLENTİLER MUTSUZLUĞA SÜRÜKLER

Görüldüğü gibi mutluluk esas olarak beklentiler tarafından belirlenir. Bu beklentileri de hayal gücü, kişinin çevresindekiler ve geçmişi şekillendirir. Kişi yaşadığı gerçekliği başkasının yaşadığına inandığı gerçeklikle kıyaslarsa mutsuz olur. Yaşadığı dönemin kendisine getirdiğini geçmişiyle kıyaslarsa yine mutsuz olur. Bu mücadelenin kazanılmasının yolu, yaşanan ana yüklenen doyumu artırmaktır. İnsanlar bunu sağlamak için çok kere tüketimi artırmayı seçer. Bu da deniz suyu içerek susuzluğu gidermeye benzer. Reklamlar sanal bir gerçeklik yaratarak insanların hayal gücüne seslenir ve satın alma yoluyla mutlu olunacağı konusunda gerçek ötesi (enhanced reality) bir algı yaratırlar.

Hayat bazen insanlara hazırlıklı olmadıkları ve hak etmedikleri kötü sürprizler yaşatarak mutsuzluğa sebep olabilir. Bulundukları tarih dönemi ve coğrafya, milyonlarca insana büyük trajediler yaşatır. Butan’a yaptığım bir seyahat sırasında sohbet etme fırsatını bulduğum yüksek rütbeli bir Budist rahip stresten arınmış bir hayatın sırrının çok karmaşık olmadığını söylemişti: “Beklentilerinizi sıfırlayın”. Günümüzde Budistler veya dervişler gibi bir kumaşa sarılarak yaşamak, insanlardan ve hayattan beklentilerimizi sıfır çizgisine indirmek mümkün olmasa da eşya, ayrıntılar, insanlar ve olaylara yüklediğimiz önem konusunda uygun dengeyi bulmak, hayatın yükünü bedensel, zihinsel ve duygusal olarak hafifletebilir, diye düşünüyorum.

SONUÇ

İnsanların çoğu mutluluğu adeta bir vakum içinde varılacak izole bir nokta olarak görür. Gerçekte mutluluk çok karmaşık ve birçok konu ile etkileşim içinde ele alınması gereken bir durumdur. Birçoklarının sandığının aksine sıkıntısız ve kolay bir hayat insanları mutsuz etmekle kalmaz aynı zamanda da işlevsiz bırakır.  Bu sebeple “neden mutsuz olduğumuzu” anlarsak ve mutsuzluk nedenlerinin birçoğunu kendimizden kaynaklandığını anlarsak, mutlu olmak yolunda önemli bir adım atmış oluruz.

*Bu yazı Sayın Acar BALTAŞ tarafından yazılmış olup kendi ismini taşıyan blog sitesinde yayınlanmıştır.

About The Author