Kendini Bil…

İNSAN

Hayatta en iyi şey bilmek; en kötü şey cehalettir” der Socrates.

Erdem ve bilgiyi özdeşleştirir. Erdemli olmanın ahlaklı olmayı içereceğini anlatmaya çalışır. Ahlaklı ve erdemli olmak arasında ince bir çizgi bırakır sanki. Bu çizgi, bilgiyi sevmek ile bilgici olmak arasındaki ince çizgi gibidir. İnce çizgi dediysem de, aslında yaşamın erdemi de, ahlakı da bu çizgide saklıdır. Hele ki ahlakla inanç bağlantısını, erdem’i atlayarak yapmaya ya da sanmaya başlarsanız, ikisi de size zül olmaya başlar. Eğer konuyu getirip yukarıdaki söze bağlarsak ve bilgi ile erdemin özdeş; şartsız şurtsuz bir arada olması gerektiğini kabul edersek, cehaletten, ne erdemin ne de ahlakın çıkmayacağını görürüz.

Evet, belki de o yüzden demiştir; “kendini bil/tanı” diye.

Kendini bilip tanımak nedir ki acaba?

Socrates gibi “ en iyi bildiğim şey hiçbir şey bilmediğimi bilmemdir” midir?

Yoksa kendini her şeyi bilen, bildiğini sanan sofistler, püsküllüler, zamane mercedeslileri ya da Socrates’in basit analizine bile yanıt veremeyen bilge /sanılan/ adam olmak mıdır?

Ya da işbirlikçi, oyunbozan, düzenbaz ama bir o kadar da lafazan olan Meletos ve Anytos olmak mıdır? Onun, “bir şey bilmediklerini kendilerine itiraf ettirip kızdırdığı devlet adamlarının” temsilcisi olan Meletos olmak!

Eyy Atina’lılar “ ben bir At Sineğiyim”, benim cürmüm ne ola ki dese de, Tiranlar’ın yönettiği Atina Meclisi tarafından idama mahkûm edilir.

Suçu, “gençleri bilgilendirmek, onlara sorgulamayı öğretmek, bilgili ve erdemli olmayı” anlatmaktı. Ancak hem Meletos’a göre hem de Tiranların meclisindeki 280 kişiye göre idam edilmesi gereken biriydi. Çünkü ilahları tanımamak, gençleri bozgunculuğa ve alışılmışın dışındaki davranışlara sevk etmekle suçlanıyordu. Para karşılığı gençlere öğretmenlik yaptığı iddia ediliyordu. Oysa suçlu olmadığı gibi suç iftirasında bulunan kişileri de tanımıyordu. Fakat eylemlerini reddetmesi, bir daha gençlerle konuşmaması onun erdem anlayışına aykırı idi. Ne af diledi ne de 30 günden fazla kaldığı hapishaneden kaçması için hazırlanan bütün koşulları kabul ederek kaçtı.

Savunmasında şunları söylüyordu (alıntı):

“ Aslına bakarsanız Atinalılar, sizi inandırmak için şimdiye dek söylediklerim yeterli. Ama bana düşman olanlar hem güçlü hem de kalabalık. Ve eğer hüküm giyecek olursam, başıma gelecek olanlara ne Anytos ne de Meletos neden olacak, yalnızca şu kalabalığın kara çalmaları ve kıskançlığı neden olacak; bugüne dek bir sürü iyi insanın ölümüne neden oldular, daha çoğunun da olacaklar; kötülüğün benimle sona ermesi pek de olası görünmüyor.”

“…Buna karşılık kötülük etmenin utanç verici olduğunu biliyorum. Öyleyse kötülük olduğunu bildiğim şeylerden korkarım, ancak iyilik olup olmadığını bilmediğim şeylerden ne korkarım ne de kaçarım. “

“ Diyebilirsiniz ki seni tek bir şartla aklarız. Bir daha felsefeyle uğraşmayacaksın. Atinalı’lar size karşı minnet duyuyor ve sizi seviyorum, ancak içimde tek bir yaşam soluğu kaldığı sürece felsefe yapmaktan, sizi doğru yola sokmaya çalışmaktan ve öğüt vermekten vazgeçmemi beklemeyin benden. Rastladığım herkese söylemeyi alışkanlık edindiğim şeyleri söyleyeceğim: “ Sen, kusursuz adam, yüzün kızarmıyor mu tüm çabalarını olabildiğince çok para biriktirmeye, şan şöhret kazanmaya ayırdığın için? Durmaksızın gerçeği arayıp aklını ve ruhunu geliştirmeye çalışman gerekirken, ne zahmet edip özen gösteriyorsun buna ne de kaygı duyuyorsun. Onca değerli bir şeye bunca az değer verdiği için utanmasını söyleyeceğim. “

“Gerçekten de başka hiçbir amacım yok, sokaklarda gezip, genç yaşlı hepinizi, bedene ve zenginliğe öncelik vermemeniz, ruhunuzu geliştirmek için de bir o kadar çaba harcamanız gerektiğine inandırmaktan başka. Bir kez daha tekrarlıyorum zenginliklerin insanı erdemli yapmadığını, tersine zenginlikler ve her türlü iyiliğin erdemden doğduğunu, ister söz konusu devlet ister kişiler olsun. Anytos’u dinleyin ya da dinlemeyin, bin kez ölecek olsam bile yapacağım iş budur. “

“ Aslına bakarsanız beni öldürünce bana değil kendinize kötülük yapacaksınız. Komik ama ben bir atsineğine benziyorum. Atinalılar, sizi rahatsız ediyorum, sizi düşünmeye ve erdemli olmaya çağırıyorum. Ancak siz de derin bir uykudasınız. Ama belki de, uyuklarken uyandırılan insanların sabırsızlığıyla bir şaplak vurmayı yeğleyebilir, beni öldürebilirsiniz. O zaman yaşamınızın geri kalanını uyuyarak geçireceksiniz.”

Karar açıklandığında şöyle dedi: “ İşte kalkıp gitme zamanı geldi ben ölmeye siz yaşamaya. Hangisi daha iyi kimse bilemez bunu, Tanrı dışında”.

Zehiri getirdiler. Hiç kaygısız, korkusuz tek dikişte içti. Cellâdın dediklerini yaptı. Belden aşağısı soğudu. Sırt üstü uzandı; (öğrencisi) Krito’ya, “Aeskulapius’a bu yüzden bir horoz borçluyuz, onu da öde” dedi. Adak adamışlardı ama olmamıştı.

Sonrasında ona iftira atıldığı anlaşıldı. İftiracıların biri idam edildi, diğeri kaçtı.

Socrates, savunmasında dediği gibi tarihe mal oldu. Felsefe’nin ve doğal olarak bilimin ve hatta bütün bugün elde ettiğimiz teknolojinin babası sayıldı. Aydınlanmacılar ve bütün teknolojik devrimler onun bilgiseverliği üzerine oturtuldu.

Tiran’lar unutuldu. Onu idam ettirenler de.

Evet, o zamanının At Sineği idi. Milletini ve insanları düşünmeye, aklı kullanmaya, öğrenmeye sevk ediyordu. Yani o iyi bir At Sineği idi.

Günümüzdeki püsküllü, fesli, uydurukçu, üfürükçü, bozucu, At Sineği değildi.

Ne bir tarih uyduruyor ne işbirlikçilere pabuç bırakıyor ne de başka ülkelerin servislerinin servis ettiği baklaları yiyordu.

Erdemli olmak ve kendini bilmek adına haksız da olsa ölümü yeğliyordu. Maaşına, yediğine, içtiğine, bindiğine haram zıkkım olsun dedirtmiyordu.

İşte bu yüzden:

Kendini bil.”

İnsan.

 

Ergin KAHVECİ

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın