Egitim Üzerine… Enine, Boyuna…

Gel de kızma. Bu tip genellemelere, fikirleri kutulara koyup, isim takmaya sinir oluyorum ama aynısını yapıyorum. Hani demişler ya doktorun dediğini yap, yaptığını yapma… Zaten doktorluğu kim kaybetmiş de ben bulmuşum. Ben hala aramaktayım…

Yine kendi kendime söylendiğim için kimse bir şey anlamamıştır. Bahsettiğim genellemeyi açayım biraz. Eğitimleri ,”Enine” ve “Boyuna” gibi iki ayrı gruba bölebilir miyiz diye düşünüyordum. Hani yeni bir şey icat etmiş gibi havalara da girmiş olmayayım. Geçenlerde bir söyleşide bulundum. Konu eğitim değildi ama o zaman da “aslında eğitime de ne kadar yakışıyor bu kavramlar” demiştim. Internette baktım biraz. “Vertical vs Horizontal Training / Learning” diye yazılar var ama onlar daha başka yönlerden yaklaşmışlar konuya. Benim derdim başka. Paylaşayım artık da belki üzerine bir ek yaparsınız, kafam netleşir biraz daha. Yine de ” ya yok, işte şu adam, şu kitap tamamen bu hadise üzerine” diyen, bilen varsa ne olur yazıverin. Gerçekten çok makbule geçer.

Eğitimleri “Enine” ve “Boyuna” diye iki ana kategoriye bölsek dedim ya. Tabii ki milföy hamuru gibi kat kat aralanır ama temelde ikiye ayrılsalar mesela. “Enine” Eğitimlere teknik beceri eğitimleri mi desek, bilemedim. Her alanda beceri oluşturan ya da geliştiren eğitimler. Kaynak yapmaktan tut, dikiş dikmeye, dikiş atmaya, iğne yapmaya, excel kursuna, adwords, dijital pazarlama, koçluk eğitimine, TV / youtube kanallarındaki yemek programlarına, motosiklet hatta araba kullanmayı, basketbol oynamayı öğrenmeye, dalgıç sertifikası almaya kadar ve buna benzer yüzlerce eğitim “Enine” eğitim sınıfına giriyor. Neden mi? Çünkü aslında bunlar üzerinde çalışılırsa kas geliştiren eğitimler. Telefonlarımızdaki uygulamalar (application) gibiler. Bir şeyi daha iyi yapmak, kolaylaştırmak, maharet geliştirmek gibi işlere yarayan faydalı eklentiler diyelim. En basit örnek olarak, çektiğimiz fotoğrafları ışık, tema, süsleme konusunda seçenekler sunan fotoğraf uygulamaları var ya, onlar gibi.

“Enine” eğitimler, beceri geliştirmenin yanında başka yönlerden de benziyor bu uygulamalara. Mesela bir sürüsünü indiriyoruz ama yarım yamalak kullanıyoruz, ya da bir süreliğine ilgilenip bırakıyoruz. “Üstün körü” de diyebiliriz, “işimize yaradığı kadarıyla yetiniyoruz” da diyebiliriz. Excel programında mesela temel eğitimle yetindiğimiz de oluyor, komplike tablo ve formüllemelere geçtiğimiz de, hatta daha ileri gidip access programına atladığımız da. İhtiyacımıza, ilgimize, becerimize göre diyelim. Ama bu “Enine” eğitimleri kullanmadığımız ya da kullanmayacağımız çok belliyken “iş olsun, uğraş olsun, boş zamanım dolsun” diye aldıysak, bütün emek, uygulamalar telefonumuzda nasıl hafıza, pil gücü yiyen bir canavara dönüşüyorsa, da aynı şekilde atıl bir girişim olarak kalıyor, kas değil göbek yapıyor. Hele eğitimi layıkıyla öğrenmediğimiz ya da ehlinden almadığımız zaman sakatlanmalara da neden olabiliyor. Ya da hiç eğitimle falan uğraşmadığımız, “sıkılıyoruz veya zorlanıyoruz” diye, o işi iyi yapan birine gidip, işimizi gördürdüğümüz de oluyor. Bir sürü inovasyon da bu sürecin bir sonucu olarak o konuda uzmanlaşmış yani kas yapmış birinin buluşuyla ortaya çıkıyor galiba.

Kendimizi geliştirme ya da ayrıştırma arayışında zaman zaman kulaktan dolma bilgilerle sarıldığımız, zaman, para, enerji harcadığımız ama çoğu zaman karşılığını almadığımız bu eğitimleri almadan önce keşke “neden bu eğitim”, “neden buna ihtiyacım var”, “nasıl kullanacağım ki bunu ben” diye düşünsek mi?

Ya da … belki de… aslında hiç düşünmesek mi? Belki kendimizi o eğitimde keşfedeceğiz. “Tamam işte benim buna yeteneğim, ihtiyacım varmış” diyeceğiz. Zaten o bire bir ihtiyacımız olan o eğitimi şıp diye bulabilsek hayat çok kolay olurdu. “Evet ben kesin iyi resim yaparım. Resim eğitimi alayım” demek her babayiğidin harcı olmasa gerek. Ancak unutmamak gerekir ki bazı insanlar bazı konularda yetenekleri bağıra bağıra “beni işleeee, beni parlaat ” dese de, bir çok sebepten o pırıltıların üzerine gitmeyip, bu enine eğitimleri almayıp, rutin iş ya da uğraşlarda enerjilerini harcıyorlar.

Gelelim “Boyuna” eğitimlere. Bunlar adı üzerinde boyuna yani dikine eğitimler. Boy uzaması gibi aşağıdan yukarı ya da “education” yani kelimesinin Latince kökü olan “Educare” kelimesinin anlamında olduğu gibi içten dışa. Educare basit bir tercümeyle içimizdekini dışına çıkarmak demekmiş. İçimizdeki cevherleri, yeteneklerimizi, elmas olmayı bekleyen kömür parçalarını bulup parlatmak. Böylece bizi ayrıştıracak, mutlu, başarılı hatta zengin edecek, o kök hücreyi bir ışık hüzmesi gibi dışarı yansıtmak. Burada bahsettiğim eğitimler yukarıdaki enine eğitimlerden farklı. Kendini keşfetme ya da kişisel gelişim gibi ya da piyasada “soft training” yani nedense “yumuşak eğitimler” olarak tanımlanan eğitimler. Bu tanımın hardware / software gibi bir ayırımla ilgili olduğuna inanmak istiyorum. Hani “Enine” eğitimler daha hardware ile alakalı; yani ya excel var elinizde ya da motosiklet, ya kaynak makinesi ya da bir prosedür vs. “Boyuna” eğitimler ise sowftare ile, ama kendi yazılımımızla alakalı. Yoksa bu eğitimler yumuşak falan değil, çok zor, çok sert, değirmen gibi öğüten programlar olabilir. Kendini tanıma eğitimleri. Koçluk eğitimine katılan bir çok kişi, sonunda koçluk yapmadıkları halde, kendi yazılımlarının şifrelerini keşfetme hatta açma konusunda mükemmel bir farkındalık yaşadıklarını söylüyor. Süper bir deneyim işte.

Aç parantez…! Benim atlarla verdiğim öğrenim programları da bu “Boyuna” kategoriye giriyor. “Yine ne yaptım ettim… atlara bağladım” değil mi? Olsun o kadar. Benim de uğraşım bu işte, ne yapayım? Evet bizim programlarımızda atlarla çalışıyoruz. Binmiyoruz ama atlara. Dolayısıyla at binişi ile ilgili “Enine” bir eğitim vermiyoruz. İnsanlarla ilgili “Boyuna” öğrenim peşindeyiz. Atlarla manejde, üzerinde eyer – hatta bazen bağlı olduğu bir ip- yokken bazı yer çalışmaları yapıyoruz. Günlük hayatımızda yaptığımız gibi engeller arasında dolaşıyoruz, küçük engeller atlayarak hayatımızdaki büyük engellere gönderme yapıyoruz vs. Atlar bize kendimizin ne kadar farkında olduğumuz, nasıl iletişim kurduğumuz, problemleri ne kadar çabuk fark ettiğimiz, nasıl çözüm ürettiğimizle ilgili bir geri bildirimde bulunuyor. Hepimizi bir sürü şey öğreniyoruz, çok da eğleniyoruz. Zaten bu yüzden programlarımıza “eğitim” değil “öğrenim” programları demeye özen gösteriyoruz. Kapa parantez…!

“Enine” ve “Boyuna” Eğitimlerin ayrıştığı veya iç içe girdiği en ilginç noktalardan biri de vade konusu. Tabii ki Enine eğitimler de uzun vadede gelişiyor, mükemmele uzanan bir yolda kah adım adım kah koşar adım ilerliyor. Belki uzmanlaşmak yıllar alıyor ama temel olarak eğitimin ana hatları, olmazsa olmazları, yapılması ve yapılmaması gerekenler üç aşağı beş yukarı belli oluyor. Motosiklet ya da araba kullanırken kollar, pedallar, direksiyon kullanımı vs ile ilgili kurallar belli. Excel’de menüler, tuşlar belli. Koçluk eğitiminde bile yapılacaklar, yapılmayacaklar listesi var. Ama hepsi zamanla, tecrübeyle ilerliyor tabii ki. Araba kullanmayı öğrenmek bizi hemen Formula 1 pistine taşımıyor. O başka bir aşama…. belki zirve diyen de olabilir.

“Boyuna” eğitimlerse pek öyle değil. Şunu yap, bunu yapma demek kimin haddine. Malzeme kendimizi ve herkes o kadar nev’i şahsına münhasır ki, eğitimi, geçmişi, tecrübeleri, genleri herşey ama herşey emsalsiz. Kim bize eğitim verebilir? Becerebilirsek öğrenebiliriz ve asla “öğrendim, budur işte, bitti, en ustası benim” diyemeyiz. Yarışması yoktur, dereceye girilmez, rekor kırılmaz. Cevabı günden güne, yıldan yıla değişebilecek bir soruyu cevaplamamıza yardımcı olabilecek öğrenimler hatta belki sadece deneyimlerdir “Boyuna” eğitimler. Hemen bir cevap beklememek lazım. Mesela “e eğitimini de aldık liderliğin. Daha ne olacak ki? Liderim işte” diye dolanmamak gerekir ortada. “Boyuna” eğitim derken illa da birinden sürekli eğitim almak gerekliliği akla gelmesin sakın. Boyuna ilerlemenin “içindekini dışına çıkarmakla” ilgili olduğunu hatırlarsak bu okuduğumuz bir kitap da olabilir, yazdığımız bir günlük de, kendimizle konuştuğumuz daha iyisi yüzleştiğimiz bir yürüyüş de, yoga da, çiçekleri sularken mırıldanan iç sesimiz de.

“Enine” ve “Boyuna” Eğitimlerin iç içe girmesi konusuna dönecek olursak, sanki “Boyuna” eğitim ilerledikçe, “Enine” eğitimlerden alınan verimin arttığından söz edebiliriz. Mesela binicilik buna güzel bir örnektir. Binicilik için de bir “Enine” eğitim vardır. “Şöyle otur, topuklarını bas, topuk, kalça, omuz, kulak aynı çizgide olsun, dizginleri böyle tut, süratli tempoda çömel-kalk, dörtnala giderken popon eyeri süpürecek şekilde hareket edecek vs”. Ancak “Boyuna” gelişim olmadıkça bu hareketleri ne kadar doğru yaparsak yapalım, partnerimizin yani atın üzerindeki etkimizi anlamadıkça, onun neler hissettiğini ya da bize ne mesajlar verdiğinin farkına varmadıkça biniciliğimizin üst düzeye ulaşması zordur. Zaten at, belki de hayat yarışını birlikte koştuğunuz tüm partnerlerinizi simgeleyen bir semboldür. İş arkadaşlarınız, eşiniz, çocuğunuz, komşunuz, size servis yapan garson vs.

Sonuç olarak sanki; “becerimiz, içimizden dışarıya vuran enerjiyle birleşmedikçe kendi tarzımızı, stilimizi, yorumumuzu da ortaya koyamamış olacağız” gibi geliyor bana. Piyano çaldığımızı düşünelim. Eh bir sürü çalan vardır. Nota öğrenmek, tuşların üzerinde doğru sırayla dolaşmak pek çok insanın yapabildiği bir şeydir. Ama neden çalabilen herkes ünlü piyanistler, besteciler gibi çalamaz, beste yapamaz? Belki de onlar “Enine” eğitimlerde hepimizin öğrenebileceklerini “Boyuna” öğrenimlerle işlemiş, kendini keşif yolculuğunda içinde parlattıklarını dışarı bırakıp kendi ürününü ortaya çıkarmışlardır…kim bilir?

“Boyuna eğitimler” işte o içimizdeki enerjiyi keşfetmek, onu barışçı, işbirlikçi, saygılı bir şekilde dışa vurmak konusunda bize yardımcı olabilecek her tür fırsattır. İlla bir eğitim olması, mutlaka biri tarafından öğretilmesi gerekmediğini düşünüyorum. Hayat boyunca sürecek, yenilenecek, değişen dünya ve güncellenen hayata adaptasyonumuza bağlı olarak, bazen olduğunu sandığımız yerden çok geride kaldığımızı hissettirecek bir süreç. Kazananı olmayan bir yarış … bitmeyen hem de. Finish çizgisini gördüğümüzde “merhumu nasıl bilirdiniz?” diyecek biri… Cevabı boş verin. Asıl soru şu. Sen kendini ne kadar ve nasıl bilirsin? Cevabı dolu dolu verebiliyor musunuz? Bence mesele bu…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın