Dünya Senin Olsa Ne Fayda

Reading Time: 6 minutes

Bu ara fazlasıyla stres dolu yüzler, sesler, durumlar, olgular, yaşantılar… ile karşılaşmaktan kaynaklı hayatımıza yansıttığımız stresin etkilerini ve olur ise çözümlerini kaleme almak istedim.

Stres nedir diye Google dedeye sorduğunuzda birçok tanım ile karşılaşırsınız. Bana göre; dışarıdan gelen olumlu ya da olumsuz etkenlerin, ruhsal ve fiziksel olarak, bedenimizde oluşturduğu tepkimedir.

Çeşitli etkenler olabilir;

👉 Üzüntü veren_olumsuz olaylar;

  •  Sevdiğinizin kaybı,
  •  İşinizin kaybı,
  • Sağlık kaybı,

👉 Mutlu etmesi gereken_olumlu olaylar;

  • Yeni iş,
  • Yeni bir aile ferdi haberi,
  • Yeni okul,

Hayatımızdaki ani yenilikler..

Olumsuzlar etkiler de, olumlu etkenler mutlu etmeli midir.. EVET.! Aslında mantıksal olarak mutlu etmelidir. Yalnız, maalesef, bazı durumlar da strese neden olabiliyor. Düşünsenize; şu dönemde birçok kişinin arayıp ta bulamadığı bir iş teklifi geliyor size, mutlu oluyorsunuz. Yalnız öyle bir koşul var ki bir anda strese giriyorsunuz. Bulunduğunuz il ya da ülke dışına çıkmanız gerekiyor, tüm yaşantınız için yaptığınız planlar bir anda allak bullak oluyor.. Bu duruma bağlı; baş ağrıları, uyku problemleri, yeme içme problemleri, işe ya da konuya konsantre olamama, dikkat dağınıklığı, bir anda sosyal çevrenizden kaçarak kendinizi dış çevreye kapatma, tüm çevreyle bağı/iletişimi koparma, yeme içmeye bağlı kilo kayıpları,… gibi belirtiler başlıyor. İşin içinden çıkma çabası sizi iyice strese sokuyor. Aslında yapılacak çok basit. Size katacakları ve kaybettireceklerini iyi analiz etmek gerek. Mutsuz olacağınız kararları başında vermemek en doğrusu. Sonrasında bu karar sizin iyice strese girmenizi tetikleyen bir durum olacaktır. Örneğin; yurt dışına tek gitmeniz gerekiyor ve ailenizdeki sağlık ya da bütçeleme gibi farklı etkenlerden kaynaklı tek çıkamama nedenleriniz var. Bunun kararını verecek siz olacaksınız. Eğer öngörünüzü yüksek tutarak planlama yapıp işleri yönetebilecek durumdaysanız, yani ipleri elinizde tutabilecekseniz gitmenizde fayda olur, yalnız eğer planlamayı doğru yapamıyorsanız ya da kalmanız gereken durumlar, öncelik sıralamanızda gerekli durumlar, ağır basıyor ise kalmalı ve sonrası için yurtdışı planlamasını düşünmelisiniz. Çünkü gittiğinizde kontrol elinizde olmayacağından stresi hat safhada yaşayacaksınız. Stres yaşamak önemli değil aslında ama bu öyle bir safhaya gelir ki bir anda sağlığınızı etkilemeye başlar. Düşünsenize sürekli beyninizi bir kıskaç sıkıştırıyor.. Cevize benzettim bir anda beyni, cevizi bir kıskaç arasına alıp ta baskı uyguladığınızda kabuk çatlar. Yalnız bu baskı kuvveti artar ise içinde parçalanmalar olur.. Peki kuvveti daha da arttırdığınızı düşünün, ceviz içi ve kabuk darmaduman olur ve birbirine girer. Bu durumda ceviz içini sağlam çıkaramayacağınız için sonuç hüsran olur.. Beyin de vücudumuzun ana kontrol mekanizmasıdır. Alınan her bir darbe hücreleri ve sinir sistemini etkiler bu da hastalıklara neden olur. Yeni doğan çocuklarda, düşme ya da çarpmalara karşı doktorların sürekli ebeveynleri dikkat etmesi uyarılarının nedeni, her bir çarpmadaki hücre kaybını önlemektir. Bu sadece yeni doğan için geçerli değil tüm hayatımızda bizi etkileyen bir durumdur.

Aslında bu konuyu kaleme alma nedenim bir süredir farklı komşularda duyduğum kavga sesleri. Çocuklar büyüklerinin kavga ortamında stres içinde büyürken, kavga etmeyi öğreniyor. Kendi aralarında dahi bağırarak sorunları çözmeye çalışıyor. Küçücük yaşlarda maruz kalınan bu durum tüm hayatlarını etkiliyor. İş hayatında da evdeki sorunlar tabi ki işi etkiliyor.

İş hayatımızda birçok örnekle de karşılaşmışızdır. Kimi yukarıdaki aile ortamında yetişmiştir, birey  iletişimde çok zayıftır ve herşeyi tehdit olarak algılar, kimi hayatını kontrol altına almak ister fakat edemez, kimi iş ortamında çok yalnızdır ya da ceviz misali aşırı baskı uygulanan bir çalışma ortamındadır…

Rahmetli Anneciğimin çok güzel bir sözü vardı.. “ Kızım her evde ters değirmen döner, sen insanların gülümseyen yüzlerine aldanma, kim bilir yüreğinde ne fırtınalar vardır..”

Mesela üniversiteyi kazandığını öğrenen öğrenci, bir anda farklı bir ortama girecek olmak ve aileden, mevcut ortamından, arkadaşlarından ayrılmanın verdiği üzüntü ile strese dönüşmesi olarak olumlu durumu olumsuza çevirmekte.

Keza, yıllarca çocuğu olmayan bir aile bir bebek haberi ile mutlu olurken, ani gelen bebek haberi de planlara uymaması nedeniyle kişileri strese sokmakta ya da sonucu çok daha vahim durumlarla karşılaşılmakta..

Dünyadaki en ağır meslek kollarından biri olarak kabul edilen çağrı merkezi, aşırı strese maruz kalan çalışanlardan oluşmaktadır. Kendinizi bir an müşteri temsilcilerinin yerine koymanızı isterim. Sinirle küfrederek hiç tanımadığınız bir kişi ile karşı karşıyasınız. Birbirinizi görmeden sadece sesinizle yönlendirebilir, yardımcı olabilir, o gergin ortamı yatıştırabilirsiniz. Bir de bu çalışanların performanslarını yüksek tutmaları için yöneticilerinden gelen baskılar söz konusu. Üstelik 7/24 hizmet nedeniyle düzenli bir hayatları yok.. Sürekli motivasyon şart. 5 yıla yakın bir süre çağrı merkezi geçmişi olan biriyim ve bu kanalda çalışan tüm arkadaşlarımı yürekten tebrik ediyorum. Bunu söylerken, her işte olduğu gibi işi layığıyla yapanlar ve yapmayanlar var tabi ki..

Urfa’ da 17-18 yaşında iken işe alımını yaptığım ve tüm süreçlerinde bulunduğum, hala mentörlüğünü yaptığım bir arkadaş ile geçenlerde yaptığımız telefon sohbetinde verdiği örnek tam da bu muhabbete uygun.. Şu an Operasyon Müdürü olan Sevgili Emine bir eğitim için İstanbul’ a geliyor. Sohbet aynen şöyle;

Abla eğitim sonrası, İstiklal’ de arkadaşlar ile biraz gezindik. İnsanların yüzü o kadar asık ki. Sürekli bir yerlere kavuşma çabası, sürekli koşuşturmaca, insanlar gülmüyor, telefonla konuşurken bağıran ya da haklı çıkmak için birilerine baskın olmaya çalışan insanlar, robot gibi programlanmış gideceği yöne sabitlenmişler… o kadar değişik bir ortam ki.. kesinlikle İstanbul bana göre değil yaşayamam.. Neden dedim. Ya abla, bu kadar mutsuz insan beni boğar, hatta bir cafeye oturduk dayanamadım orada oturan bir Beyefendiye izin alarak şu soruyu sordum; neden bu kadar mutsuz bir ifade var yüzünüzde.. Bu kadar güzellik var iken mutsuz ifadeli o kadar çok kişi var ki dayanamadım size sormak istedim. Beyefendi direkt, siz İstanbul’ dan değilsiniz, dedi. Gülümseyerek evet dedim, nereden anladınız diye sorunca, eğer İstanbul’ da olsaydınız bunun nedeninin anlardınız. Biz sabah 8 de işe gitmek için 5′ de kalkar, hazırlanır, işe en kısa yoldan gitmenin planını önceden yapmış olarak yola çıkarız. Eğer trafiğe yakalanırsak o zaman durum vahim, yakalanmaz isek işe gideriz. Yalnız iş ortamında da haliyle koşuşturmaca içerisinde olan arkadaşlar ile dolu dolu geçer, sonra yine toplantılara yetişmek için şehrin farklı bölgelerine yetişme çabamız vardır. Trafikteki ses kirliliği, hava kirliliği, görsel kirlilik… birçok etki haliyle bizleri olumsuz etkiliyor bu da yüzümüze yansıyor. Abla İstanbul bana göre değil kesinlikle, benim ev ile iş mesafem 5 dakika, Urfa’ da en uzak mesafe bilemedin 15 dakika, oğluma, işime, eşime, aileme, arkadaşlarıma… herkese ayıracak vaktim var yalnız İstanbul’ da bu olmaz. Gerçekten insanlar çok mutsuz. Gülümsedim, Evet belki öyle ama burada yaşamak ta, plan ve programlı hayatı, ani çözüm stratejileri oluşturmayı, stres ile başa çıkmayı,… birçok yetkinliği kazandırıyor. İyi yönünden bakmak gerek.

Ne kadar iyi yönden bakıyoruz..? aslında yaşanılan durum karşısında çözümler bulamayınca yetersizlik hissi bizi strese sokmuyor mu ne dersiniz.? Bunun için kişinin kendine GÜVEN duyması önemli bir kriter değil midir.? Her bir olay ya da durum karşısında, at gözlüklerini çıkararak geniş açıdan bakabilir, sorunu doğru tespit ederek doğru kararlar verebilirsek hem güven duygumuz daha da sağlamlaşır hem de sorunlarla kolayca başa çıkmaz mıyız..?

Kendine güvene değinmişken, tam da bu noktada farklı bir örnek vermek isterim. Sorunlarla başa çıkmak için  farklı çareler bulmak gerekir.. Yolda ya da farklı ortamlarda, sürekli sıkıntılar içinde olan, dilenen bir çok kişi ile karşılaşıyoruz. Dilenciye asla para vermem, verilmesi taraftarı da değilim. Bazı alışkanlıklar faydadan ziyade zarardır. İstanbul’ da metro veya metrobüs kullananlar bilirler, bu ara artan, Suriyeli küçük çocuklar çevremize üşüşüyor ve zorla da olsa mendil satma çabasına giriyorlar, ya da yollarda sürekli ellerinde herhangi bir çalgı ile İzmir Marşı çalan çocuklar var.. Duygu sömürüsünden hiç haz almıyorum, kusura bakmayın bu konuda gerçekten tavizim yok..! Dilenmenin farklı yöntemlerinden biri bana göre. Çareler yok mu.. O çocukları dilendirenleri, zorla satışa zorlayan, okutmayan kişileri teşvik mi etmeliyiz, ne dersiniz? Takdir sizin. Diğer yandan güzel örnekler yok mu dersiniz.. Malatya’dayım, orta okulda okurken(bizim zamanımızda ilköğretim yoktu 5 yıl ilk okul, 3 yıl orta okul dönemi vardı), yol güzergahımda kar, yağmur, yaş farketmeksizin bir karton yere serip üzerine birçok iğne çeşidi koyup satarak geçimini sağlayan bir dede vardı. Her gün istisnasız gidiş ve gelişte iğne alır anneme verirdim. Anneciğim, kızım ev iğneden geçilmiyor napıyorsun, yeter artık dediğinde komşulara dağıt derdim. Beni bildiğinden neden alıyorsun demez ve dağıtırdı.. Yıllar içerisinde farklı durumlar çok çıktı karşıma…  Mesela Erzurum’ da  yine yaşlı bir amca bilirim. Cumhuriyet Caddesi, Erzurum’ luların deyimiyle Mecburiyet Caddesinde zaman zaman kalem satar, bazen bir tartısı var tartıdan kazanç sağlar. Asla dilenmez. Düşünsenize, alışveriş yapmışsınız elinizdeki çantalarla birlikte tartıya çıkıyorsunuz, o kadar yaşlı ki bunun farkına bile varmıyor. Yalnız kazancını sağlamak için çabalıyor, kendine güveniyor, farklı arayışlara giriyor ve yaşamından mutlu… Evet mutluluk stresin düşmanı 😊 O halde sağlık mutlulukla desteklenir, doğru orantılıdır, diyebiliriz.

Çok önemli bir tavsiye. Kendinizi ceviz misali baskı altında hissettiğinizde, ortamdan 5 dakikalığına uzaklaşıp, temiz havada derin bir nefes alın. Beyne oksijen gitsin. Resetleyin kendinizi. Ya da ortamdan uzaklaşamıyorsanız, bir toplantıdaysanız mesela. Birkaç saniye durun, diyafram nefesi alın, dış dünyaya kapatın kendinizi, birkaç saniye kendinizle baş başa kalın ve kendinize güvenin.. Ortamdan uzaklaşmak, sizi sakinleştirecektir.. Başarmak isteyen herkes istediğini başarır. Yeter ki ne yapmak istediğinize karar verin. Sizin ruhsal sağlığınız fiziksel sağlığınızı da etkiliyor unutmayın.. sonra toplantınıza devam edebilirsiniz. Uzmanların sinir anında derin bir nefes alıp 3’ e kadar sayın sonra o sinir anı geçer demeleri diyafram nefesinden kaynaklıdır. Aslında birçok psikoterapist 5 dakika ortamdan uzaklaşma tavsiyesinde bulunur. Hatta ve hatta birçok farklı stres testi vardır.. Dönen çemberler, çizgiler arkasına saklanan hayvanlar, çeşitli sorular.. Bunlara gerek var mı derseniz bilim insanlarına ve işin uzmanlarına bırakıyorum yorumu, yalnız 5 dakika olayında ve ortamdan uzaklaşma ya da kendini ortamdan bir süreliğine soyutlama ve diyafram nefesi konusunda hemfikirim.

Aynı zamanda kendinize farklı uğraşlar bulun… Seyahat edin, resim yapın, etkinlik ya da aktivitelere katılın, yeni dostlar edinin, sohbet edin, yürüyüş yapın, en önemlisi spor yapın… KENDİNİZE ZAMAN AYIRIN… Her şey sadece ve sadece sizden ibaret, siz sağlığınızla var oldukça her şey var olur aksi takdirde sizin varlığınızın olmaması ile sonlanır.

Gücünüz bu gün kendinize yetiyor mu..? Eğer bu güçteyseniz, güvenin bana başarı sizindir.

Sevgiyle, mutlulukla, iyilikle, en önemlisi de sağlıkla kalın…

Kaynak: https://nesrinfirat.com/blog/f/d%C3%BCnya-seni%CC%87n-olsa-ne-fayda
*Bu yazı Sayın Nesrin Fırat tarafından 07 Şubat 2020 tarihinde kendi ismini taşıyan blog sitesinde yayınlanmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*