Dinlemeyi Bilmek, ‘Meziyet’mi yoksa ‘Eziyet’mi?

Dinlemeye değer bireyler varsa karşınızda dinlemek enfestir, meziyettir ancak diğer türlü zaman kaybıdır. Yani DEĞİŞİR!!

Kişiye Göre Değişir:

Karşınızdaki kişi, konuşmayı bilmiyorsa, ağzına geleni söylüyor ve söylediklerinin kölesi oluyorsa yani söylediklerinin itaati altına giriyorsa ‘EZİYETTİR’. Kurduğu cümlelerin itaati altına giren bir kişinin, cümlelerinin hatalı olduğunu fark etmesi beklenemez. Fark etti diyelim, muhakkak o hatayı örtecek kalıplar bulur, aynı cümleleri bu kalıplarda ısıtarak size tekrar servis eder.

O sebeple, dinlemeye değer bireyler varsa karşınızda dinlemek enfestir, meziyettir ancak diğer türlü zaman kaybıdır.

Konuya ve Duruma Göre Değişir:

Herkes için dinlemeye değer konular farklıdır. Kimi insan bir kahve eşliğinde felsefi konuları, bilimi, sanatı, psikolojiyi konuşmaktan haz alır. Kimi insan (çoğu insan) için ünlülerin hayatından daha ötesi konuşmaya değer değildir. Kimi insan, konunun bir an önce siyasete gelmesini bekler…

Farklı konular ile ilgili konuşmayı seven bu insanlar bir araya gelse, kim konuşur kim dinler?

Yeni başlayacak dizide şu kadın/şu adam oynayacakmış, bölüm başı bu kadar alacakmış, sosyal medyada herkes bunu konuşuyor gibi ardı arkası kesilmeyecek aynı cümleleri ne kadar dinleyebilirsiniz?

Ya da onlar sizi ne kadar dinleyebilir?

İlginizi çekmeyen konuları dinlemek sizce meziyet midir?

Sosyal Medyada ‘Dinlemek’:

Sosyal medyada, dinlemek eşittir okumak. İnsanların yaptığı yorumları okurken onları dinlemiş oluyorsunuz aslında.

Ancak, bazı insanlar bildiğiniz sosyal medyada her gün, (hafta içi-hafta sonu) mesaili şekilde işbaşı yapıyor.

Konular çoğunlukla ahlak, günah-sevap, astroloji, doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin, başarılı- başarısız, estetik, moda, ilişkiler şeklinde uzar gider.

Bu insanların gözünde her şey ama her şey ‘biliniyordur’, size en doğrusunu öğretmek için gece gündüz yorum yazmaya adarlar kendilerini.

Peki, sizce burada dinlemek -ya da okumak- bir meziyet midir, yoksa eziyet mi?

Eleştiri Kültürümüz

Yapıcı eleştiri var yıkıcı eleştiri var.

Yıkıcı eleştiri genelde, hiçbir şey yapmadığı (veya yapamadığı) için hazır yapmışlar veya yapanlar var iken onlarla ilgilenen bir kitlenin tek yaşam kaynağıdır.

Böyle kişiler, genellikle cesaret edemedikleri hayattan ziyade bastırılmış hayallerle önlerine sunulan hayatı tercih ettikleri için, yine bastırılmış bir acı çekerler. Bu acı nefrete dönüşür, bu nefret insanın içinde öyle bir büyür ki, insan kendi patlamasın diye ya bir insana akıtır onu içten içe öldüren zehrini, ya yazdığı yoruma, ya dedikoduya, ya da kendinden nefret etmesin diye karşısındakinden nefret ettirecek yalanlara.

Bu durumlarda, dinlemek eziyettir.

Eleştiri, eğer sizin daha iyisini yapabilmenizi dileyen veya size zarar veren, sizin göremediklerinizi dış pencereden görebilen, kendini aşmış bireyler tarafından yapılıyorsa çok değerlidir, öğreticidir, algılarınızı açar.

Böyle insanların farkındaysanız, onları kaybetmeyiniz. Dinleyin…

Psikolojik Olarak Kör ve Sağır Olmak

Dinlediklerimiz, bize söylenenler, okuduklarımız, gördüklerimiz düşüncelerimizi ve devamında eylemlerimizi etkileyebilir.

Vücudumuzda aç-kapa düğmesi olsaydı, bazı insanlar konuşurken kulaklarımızın duyma işlevini durdurur, bazı şeyleri görmemek için görme işlevimize müdahale ederdik eminim. Ancak böyle bir düğme olmadığına göre, böylesi bir beceriye ancak kendi çabamızla sahip olabiliriz.

Psikolojik olarak kör ve sağır olmaktan kasıt, elbette kaba davranış biçimlerini temsil etmemeli.

Sonuçta, türlü türlü insan ve durum ile karşılaşmak farklı deneyimler edindiğimizi de gösterir.

Michel Foucault boşuna ‘bir yerde herkes birbirine benziyorsa; orada kimse yok demektir.’ dememiş. Farklılıkların çok değerli olduğu aşikar, ancak farklılıklardan rant sağladığını veya kavga fırsatı kolladığını bildiğiniz kişiler için kör ve sağır olmazsanız ilerlemek pek de kolay olmaz. Odaklanmakta ve yolunuzu bulmakta çıkmaz sokaklara sürüklenebilirsiniz sevgili dostlar.
***
(Sadece dışarıya değil, kendi iç sesimize ve kendimize olan davranışlarımıza karşı da yeri gelince psikolojik olarak kör ve sağır olmazsak, beynimiz ve bedenimiz, ruhumuzu içine tıktığımız bir hapishaneye dönüşür.
İç sesimizin bize fısıldadığı her acımasız cümle, yüzünüzdeki gülücüğü, attığınız adımdaki enerjiyi çalacak o enerji ile kendine daha gür bir ses oluşturup bizleri yutmaya çalışacaktır.)

 

Beyin ve Algı

Yrd. Doç. Dr. Bilginer Onan’ın makalesinde okuduğum enfes bir örneklendirmeyi aktarmak isterim son olarak:

Yaratıcı ve sıra dışı düşünce sistemlerinin geliştiricilerinden Edvard de Bono’ya göre insan beyni bir arazi parçasıdır. Bu arazi parçasının kurak bir bölümüne yağmur (ki bu beş duyunun benzetmesidir) yağdığını düşünelim. Yağan bu yağmurlar zamanla, ufak yollar oluştururlar. Sık sık yağan yağmurlar zamanla bu yolu belirginleştirir. Yağışın sürekli olması burada bir akarsu yatağı bile oluşturabilir. Bu yatak, yağmur damlalarının düştüğü yerde değil, daha önce oluşmuş olan küçük yollarda oluşmaktadır. Yağmurların devam etmesi hâlinde zamanla burada bir vadi oluşur” .

Beynin sınıflandırma sistemi de aynı şekilde çalışmaktadır. Gelen algılar, yağmur damlaları gibidir. Yeniler, daha önceden açılmış olan yollara yerleşir ve orada akmaya başlar. Yeni anlamlar ve sezgiler, eskilerinin daha etkin ve derin olması için kurban edilir. Beynin bilgiyi işleme biçiminin önemli yönlerinden biri de dil vasıtasıyla gelen mesajı belli yönlerden algılamasıyla ilgilidir.

Beynin gelen bilgiyi işleme biçimi, olumsuz etkenleri görmezden gelmeye dayalıdır. NLP (Neuro Linguistic Programing, yani dil kalıplarıyla davranışsal düzeyde zihnin programlaması) ile ilgili kitapları ülkemizde de yayınlanan Dr.Harry Alder, bu durumu şöyle örneklendirir: ‘Hasta olmak istemiyorum’ mesajı beyinde hasta olarak kaydedilirken, ‘o randevuya geç kalmak istemiyorum’ mesajı beyinde geç olarak kaydedilir. ‘Randevu yerime beş dakika erken gitmek istiyorum’ ise ‘erken’ olarak kaydedilir.

Sonuç olarak, ne istemediğinizi değil, ne istediğinizi düşünmelisiniz.

Beyin, kelimelerin anlamları üzerinden işlem yapar ve kişiyi o anlamlar doğrultusunda yönlendirir.

***

İyilik meleği misali duyularımızın sadece iyiliği ve güzelliği görmesini dilemek çok gerçekçi olmaz ancak en azından kendi bedenimizi, zihnimizi, ruhumuzu anlayabilmeyi, geliştirebilmeyi ve koruyabilmeyi dilerim dostlarım.

Herkes bir arada huzurla yaşarken kendi olabilmeli. Ölmeden bunu görebilmeliyiz 🙂

Ceren Demir

1)http://dergipark.gov.tr/download/article-file/157006

2)https://www.matematiksel.org/dinlemeyi-bilmek-meziyetmi-yoksa-eziyetmi/

References   [ + ]

1. http://dergipark.gov.tr/download/article-file/157006
2. https://www.matematiksel.org/dinlemeyi-bilmek-meziyetmi-yoksa-eziyetmi/

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın