Eğitim, Teknoloji, Girişimcilik ve Türkiye ..Kurtuluş Nerede?

Yazıma başlamadan önce şunu ifade etmeliyim ki; ülkemizde çok yetenekli, tutkulu, katkı sunacak ancak göz önüne çıkmayan, çıkamayan çok fazla insan var.

Girişimcilik ve Startup konusunda Türkiye içinde herkesin tanıdığı insanları biliyorsunuz. Kendileriyle benzer alanlarda farklı işler yaparak başlayanlardan farkları sadece şanslı olmaları. Kızmasınlar. Sonuçta hepsi aynı eforu sarfediyor. İnanın bu kadar. İkinci bir başarı hikayeleri yoktur. Birincisinde imkansızlıklar içinde daha amatör ama tutkulu buna mukabil şansı ve konjonktür yardımıyla dünya para kazanmış ancak ikincisinde parası olmasına rağmen başarı kazanamamışlardır. Popüler olduklarından doğal olarak her yere davet edilirler, konuşurlar. Deneyimleri değerlidir. Kendilerini tebrik ederiz. Bu insanları keyifle dinleyebilir ve hayallere dalabilirsiniz.

Bunun yanında bir de her çıkan akıllı telefon veya benzer cihazları video çekip anlatan ve hem kendi hem de onu izleyenlerin teknoloji uzmanı dediği kişiler vardır ki bunların teknoloji anlamında kimseye bir faydaları yoktur. Olsa olsa tanıttıkları markaların paralı askerleridirler daha fazla değil. Bir de cari açığın artmasına sebep olan etken maddelerin içinde sayılır kendileri. Birileri tabii ki bu işi yapacaktır ama sizler bu kişilere teknoloji uzmanı derseniz ve kalabalık kitlelerle dinlerseniz maalesef onlar da kendilerini öyle bir yerde görüp kasım kasım kasılırlar.. Görmemişlikleri de tam tavan yapmış durumdadır bu kişilerin. Türkiye içi teknolojik gelişmeleri hem yazılım hem donanım anlamında yazmak istemezler çünkü maddi kazanimi çok fazla olmaz. Vakitleri de yoktur bu parali askerlerin bu tür onlara göre değersiz haberleri yapmak için. Toplumda teknoloji konusunda telefon özelliklerini bilmekten başka teknolojiyle içten bir ilgileri hiç yoktur. Kötü örnektir bizim burada anlatacağımız gerçek ve üretken mühendis olabilme yol haritası için. Eskiden vapurda kalem satanlardan çok bir farkları yoktur. Onlar bile hadlerini bilerek tanıtırlardı. Consumer dediğimiz tüketici kitleye seslenen bu insanlar bir satış ve pazarlama uzmanı olmaktan ne zaman teknoloji uzmanı olmaya evrildiler insan hakikaten şaşırıyor. Kabahat kimde biliyorsunuz.

Üçüncü gruptakiler ise oradan buradan topladıkları ve katıldıkları seminer vb lerden aldıkları bilgileri uzman diye ortaya çıkıp anlatan ve popüler olanlardır. Hiç dinlemeyin bunları. Size yalan yanlış bilgi verirler farkına varmazsınız. Paranız boşa gider bunları dinlemek için. Nasıl farkına varacağız derseniz: Mutfaktan geliyor mu diye araştırın ! Anlatılan teknoloji ki yazılım veya donanım olabilir içinden gelen onun kodunu yazmış veya donanımındaki mikro düzeyde bileşenleri çok iyi tanıyan ve objektif değrlendirme yapacak mühendis veya tutkulu hands-on kişileri dinleyin. Teknik ve detayda soru sorduğunuzda size asla kem küm etmezler. Fazlasını da alırsınız. Örneğin blockchainin altyapısını sıfırdan yazmış bir insan size bu teknolojinin geleceğini de diğerleri gibi abartmadan inanılmaz farklı anlatabilir ve karşılaştırma dahi yapabilir. Yine de siz bilirsiniz. Ancak şu ana kadar Türkiye de bu altyapıyı tamamen  yazmış birini hiç kimse hiçbir yerde dinlemedi bunu da bilin. O nedenle çağırıp dinleyecekseniz Ethereum u 19 yaşında yazmış Vitalik Buterin i bari çağırıp dinleyin. Gerisi tamamen birilerinin para kazanmasıdır bunu da bilin.

En son grup ise bilişim grubu veya vakfı kurup nitelikten çok nicelik yani sayı konusuna odaklananlar. Arada toplanıp kokteyl tarzı ülkeyi kurtaracak konuşmalar yaparlar. Grubumuz şu kadar sayıda oldu şu rakama eriştik diyenler. Hükümete ve bakanlara paylaşımlarıyla yağcılık yapanlar. Üretecekleri hiçbir şey yoktur. Papağanı yanlarına koysanız o da bir süre sonra aynı konuları konuşabilir. Hiç katılmanıza gerek yok. Ancak sosyal olmak istiyorum diyorsanız sakıncası yok. Ağınızı genişletmek için iyi bir fırsattır.

Hiç olmayan (aslında kendileri hiç olan) bir grup ise her yapılana, paylaşılanı beğenen üniversite okuduğu anlaşılan ama eğitimi pas geçenler. Daha önceki yazımda Borsa Istanbul un güya kendi mühendisleriyle ama sonra başka bir firmanın yazdığı anlaşılan ve sonra da tarafımdan ifşa edilerek yurt dışı kaynaklı bir açık kaynak kod yazılımını kullanarak yaptıkları blockchain uygulaması eleştirimi umarım okumuşsunuzdur. İşte kim, nasıl ne ile yazmış ı araştırmadan ortaya atılıp bu paylaşımları yapanlar ve beğenenler onlar bu grupta. Ya siz?

Peki elini taşın altına koyup yapan yok mu? Evet var ve tamamen kişisel olarak bu teknolojilerden birinin örneğin altyapısının nasıl yazılacağını eğitimini vermiş öğrencilere bir arkadaşımız. Ve fakat sorduğumda maalesef bu teknolojinin örneğin blockchain in sıfırdan yazılımı ağır geldiğinden o eğitimden sonra yazan kimse YOK demişti bana. Ben bu eğitimi verenleri hakikaten tebrik ediyorum. Şahsen katkıda bu şekilde bulunamadım ama daha iyi ve kalıcısını yapmak üzere aylarca eve kapanıp yazdığım bir çok teknolojik yazılımın sırlarını anlatmak için video lar yapıp paylaştım. Bu bile çok yetersiz maalesef. Ama imkanlarımız bu kadar.

Ben startup ve girişimcilik üzerine ilk gruptaki arkadaşlar kadar laf yapamam. Kelin merhemi olsa kendisine sürermiş derler ya o misal bu arkadaşlar ikinci kez merhemi sürseler de maalesef bazı şeyler olmayacaktır. Bu arkadaşlardan aşağıdaki çözüm safhalarında kapasite temeli sağladıktan ve anlatacağım kapasiteyi oluşturduktan sonra yararlanmanızda hiçbir sakınca yok. Ancak kapasite oluşturma aşamasında onları kullanmak doğru olmayacaktır. Ama dinlemesini severiz bu insanları. Bende seviyorum. Zaten bende o merhem yok. Para kazanma konusunda bir ilacım yok.

Ama teknoloji üretmek isteyen bir ülkenin neyi nasıl yapması ve gençlerinin nasıl işlenmesi gerektiğini size anlatabilirim.

Bundan önce yüzeysel olarak girişimcilikte yaşananları kısaca anlatayım. Bizim sorunumuz aslında girişimcilik değil. Temel sorun daha derinlerde. Temelden başlayalım çatıdan değil.

Para kazanmak, daha iyi bir yaşam, farkedilmek, dünyayı değiştirecek bir fikir heyecanı vs vs isteyerek bir girişim başlatıyorsunuz. Daha kurumsal bir şirket kurmak ve hazır müşteri ile başlamak konusunu burada anlatmıyorum. Altyapınız ve finansınız varsa kendiniz her şeyi yapıyorsunuz. Aksi durumda iş finansa ve yatırım yapılmasına geldiğinde tıkanıyorsunuz. Çok sancılı bir dönem. Bu anda zaten en az 3 milyon TL değerlemeniz var. Buradan biri geliyor hani melek ya yapıyor diyelim bir yatırım ve alıyor %20 payı. Siz de seviniyorsunuz doğal olarak. Bunun şartları var. Örneğin 5 ay sonra başka biri geliyor ve sizin yine yatırıma ihtiyacınız var ve o da diyor ki aynı parayı verip ama ben %25 isterim diyor. Önceki yatırımcı şartı koymuş ve kendi payı düşmemeli diyor düşerse o zaman ona verdiğin fiyatı bana pay olarak kompanse edeceksin diyor. Bu işler böyle. Her yatırımda yatırımı yapanın ününe göre değerin artıyor ama sorumluluğun da tehditlerinde artıyor. Çoğu bir süre sonra kapanıyor. Kapanmayan biraz daha yatırım alıp bir süre sonra çıkış yapıyor şanslıysa. Ya da işler iyiyken yatırımcı kazan kaldırıyor. Vs vs. Gerçekler bunlar..

Peki sende bu çok para kazandırma girişimleri yerine ne var dediğinizde anlatayım sizde okuyun.

Yukarıda yazmıştım popüler olan ve girişimcilikte ülkemizde el üstünde tutulan insanları. Benim fikirlerim onlardan tamamen farklı. Örneğin bazıları bakanlıklara danışman olarak çağrılmış oda bile verilmiş. Zahmet etmesinler çok faydası olmaz inanın. Onlar şöyle anlatacaklar : girişimci , startup, iş modeli , kazanç modeli, çıkış modeli, ekosistem vs vs .. Bu model şu an için tutmaz bu ülkede. Tesadüfler sonucunda çıkan başarı süreklilik arzetmez. Başarı sürekli yani tekrarlayan olmalı. Bunun içinde ortam ya da o ülkenin şartlarının eğitimden, adalete, ekonomik hayata kadar dünya ölçeğinde olmalıdır. Siz sanki böyle bir ortam varmış gibi ve geçmişte kendi başarınızın hem kendinizi hem de insanları kandırdığını görmeden ya da görmek istemeden bu çözümleri sıralıyorsunuz. Olmayacak.

Peki çözüm nedir?.

Küçük ölçekte şirket olarak bakıp sonra ülkeye bakabiliriz. Yukarıdan aşağı burada anlattıklarım bir yerlerden duyup, okuyup size anlattıklarım değil tamamen kendi yaşadığım, gördüğüm ve fırsat verildiğinde bazı şirketlerde uyguladığım yöntemlerin ülke ölçeğine ve ülke gerçeklerine göre düşünülerek üretmeye çalıştığım çözümlerdir. Oralarda ne mi oldu: VENI VIDI VICI.

Her şirketin farklı bir yapı , dinamiği ve kültürü vardır. Hepsine aynı tedavi ve yaklaşımı gösteremezsiniz. Hele de eski şirketinizden alışkanlıkla yapıları kurmanız ya da kurmaya çalışmanız en yanlışı olacaktır. Bilgi, araştırma, inovasyon ve değişim-uygulama-gözlem çevrimlerini hiçbir kitap da yazmayan şekilde lider yaklaşımı doğruları mutlak seçerek tecrübe algoritmanızla yönetmeniz gerekir.

Böyle bir şirketin tüm iç yüzünü görmek için CEO olarak bile işe alınsanız 15 gün kimseye çaktırmadan fotokopi uzmanı olarak orada çalışın her ayrıntıyı göreceksiniz inanın. Liderlik yeteneğiniz varsa kolaylıkla teşhis ve tedavi yapabileceksiniz.

Teşhisi doğru koymazsanız tedavi yapamazsınız. Ülkemizde bize ne yapmamız gerektiğini durmadan söylerler ama nasıl yapmamız gerektiğini söylemezler. Kahvedeki adam bile teknoloji üretmemiz gerektiğini söylüyor artık değil mi? Nasıl yapılması gerektiğini kim söyleyecek? Liyakatli olanlar değil mi? Peki liyakati nasıl ölçeceğiz? O da devlete kalmış. Ben de kendi kahvehanemden bir şeyler fısıldayayım size. Sonra siz kendiniz karar verir , izlersiniz.

Bakın Türkiye miz ARGE, INOVASYON, YAZILIM ve diğer teknolojilerde nasıl ayağa kalkar. Bunu daha önceki Estonia yazımda yazmıştım aslında.

Bir kere startup , girişimcilik vs vs konularını unutun. Önce kapasite ama bu kapasite insan olarak bir mühendisin kapasitesi işte bunu artırmamız lazım. Sonra bunların oluşturacağı grupların kapasitesi gelecek.  İnsan işleyeceğiz yani. Bu en zor hele de ülkemizde hiç önem verilmeyen bir yaklaşım maalesef. Üniversiteler de okuyan ya da mezun olanlar için bakın neler yapmalıyız. Üniversite nasıl eğitim vermeli konusuna girmiyorum çünkü çok kötü yetişenleri dahi sabırla ve işleyerek eğittik biz işyerlerinde. Ortalama aklı olsun yeter. Tutku ve isteği olsun. Hatta zekiler de sizin olsun kalanları bize verin. !

Bir kere kariyer günlerini üniversiteler için kaldırın. IK uzmanları gidip şirketlerini vs vs anlatıyor. Ben Bilgisayar Mühendisliği, Endüstri, Yazılım vs vs için anlatıyorum. O şirketin en kıdemli ve hala kod yazan en yüksek titrine sahip kişisini hatta bu yazılım mimarı olabilir veya GMY de olabilir ama öyle boş değil gerçek yazılım mimarını bu üniversiteye elinde cihazlarla yollayın. O kişi piyasaya çıktıklarında başlarına ne geleceğini net şekilde anlatsın. Hangi pozisyon için kısa kısa ne bilmesi ne olması gerektiğini söylesin. Yazılımları yazarken özellikle kurumsal yazılımları neyi nasıl kullandıklarını anlatsın. Sonra da gerekirse kod vs vs kısa kısa göstersin. Sunumları kısa ama net yapsın. O kadar. Ben olsam bunun dışındakileri dinlemem bile. Bazıları neden yazılım diyebilir. İnanın bugün dünyada haydi savunma sanayisini geçtim diğer bütün alanlarda ucuza donanım bulabilirsiniz. Yazılım ise bu açıdan çok meşakkatli ve zor üretilen bir değer. Yıllarca ülkemizde donanım satılan yerler yazılımı da bedava almak istemişlerdir. Onlara göre yazılımın donanım yanında önemi yoktu bile. İşler değişti artık gördüğünüz gibi ülkemizde de. Bunun anlaşılması bile ne kadar harika değil mi?

Devletin ne yapacağına gelmeden önce çözümümüzde varılmak istenen hedefleri yazalım:

·        Üniversitede okuyan ya da mezun olan gençler yurt dışını veya hangi şirkete başvuracağının kaygısını yaşamayacak.

·        Herhangi bir kazanç modeli projesi yapmaya mecbur olmayacak.

·        Bu yapı içinde zamanla inanılmaz kod, teknoloji , deneyim ve tecrübe kapasitesi ortaya çıkacak ve en inanılmazı tümü herkes tarafından ücretsiz ve istedikleri an alıp kullanılacak.

·        Aileler ve öğrenciler maddi ve manevi açıdan çok rahatlayacak kendisini, arkadaşlarını ve ülkesini çok daha fazla sevecek.

·        Kendisini sömürmeye çalışacak şirketlere muhtaç olmayacak.

·        Çok fazla zihni sinir proje ortaya çıkacak.

·        Bu yapı içinde yer alan kademe kademe tecrübeli mühendisler piyasadaki şirketler tarafından direkt uzman statüsünde çalıştırılabilecek ve asla sömürülemeyecek.

·        Bunun orta ve uzun vadede teknoloji şirketlerine de faydası olacak ve onlarda kendilerine çeki düzen verecek.

·        Rekabet edilebilir seviye ve teknoloji üretme ve sürdürebilme kapasitesi kendiliğinden ortaya çıkacak ve 4-5 yıl içinde dünya ölçeğinde üreten, üretebilen yapılar ortaya çıkacak.

·        Zaman içinde benzer yapılar üniversiteler içinde çıkacak. Bu tatminkar seviyeye çıktığında devlet zaman içinde görevini bu yapılara doğru kaydırabilir. Ancak özellikle maddi yanını hiç unutmamalı ve bu yetenekte öğrencileri benzer ücretlerle desteklemelidir.

 

Bunlara daha fazlasını ekleyebiliriz.

 

Şimdi gelelim eylemin kendisine. (Bunu ana tema kalarak istediğiniz şekle çevirebilirsiniz.)

 

Devlet ilk yıl hedef toplam 40.000 proje olmak üzere her öğrenci , mezun ya da uzman için yıllık 50.000 USD (Bu 30.000 USD de olabilir) olmak üzere maximum 2 yıllık proje başlangıcı başvurusu alacak. Mümkünse Tübitak ve akademisyenleri bu işlere karıştırmayalım. Ya da bu yapıların bakış açıları ve düşünceleri değişsin. Evet bir kişi için aylık 4 bin dolar !. Ne kadar çok değil mi? Bence değil.

 

Toplam 2 Milyar dolar ediyor 1 yıl için. Bunu 15 yıl boyunda sürdürecek rakam 30 Milyar dolar. Yani Suriyelilere harcadığımız paradan daha az. Bunları nasıl organize edeceğimizi, nasıl seçeceğimizi, nasıl sonlandıracağımızı, nasıl inceleyebileceğimizi vs vs biliyorum ve sorana da anlatırım. Bu projeler de kaç kişi varsa örneğin maksimum 3 kişi diyebilir ama yine kişi başı aynı parayı vermelisiniz. Eliniz gitmiyor değil mi ama başka işlere para bulabiliyorsunuz ! Vereceksiniz.

 

Neden böyle bir yapılandırma biliyor musunuz?

 

Basit: Önce teknoloji kapasitenizi belli seviyeye getirip (özellikle know-how) sürekliliği de sağlamanız için.

 

Bu projelerin tümü diğer projeler tarafından da parça veya tüm olarak kullanılabilir olacak. Yani size lazım olan bir parçayı başka bir projede bulup kod vs her şeyi alabileceksiniz. Sizden de alabilecekler. Bu organizasyonu ve -keep people in the know- tarzını siz oturtacaksınız. Herkes her projede ne yapıldığını görecek. Birbirlerinden haberleri olacak hatta bana ne demeyip birbirlerine dahi yardım edecekler.  Bir süre sonra inanılmaz bir sinerji ortaya çıkacak. İstenirse proje takımları birleşebilecek. 2 yıl sonra kişi veya takım başka bir proje ile gelebilir. Değerlendirip devam ettirebilirsiniz. Bunu bilirlerse ona göre davranırlar. Kaybetmeyi isteyebileceklerini hiç düşünmüyorum ya siz?

 

İstenirse yapı içine belli seviyelerde startup ve girişimcilik hattı kurabilirsiniz. Ancak bu kesin zarar verici bir yaklaşım olur. İşin başında bu tarz olmamalı. Yapının oturtulmasında ilk amaç bu olmamalıdır. Belli seviye de kurulabilir. Peki proje para etmeyecekse neden yapıyoruz diye soran olursa o zaman bu yazıyı hiç anlamamışsınız lütfen baştan itibaren okuyun isterim.  Sistemin proje bir olgunluğa ulaştığında girişim safhasında finans ve desteği de yine oluşturulacak bir fondan karşılanabilir. Bu fon yönetimi denetimi bu safhadaki projeler için yapabilir.

 

Teknokentleri ve arge leri de yıkın gitsin. Gerçek anlamıyla yapan çok çok az. Bilirim oraları çalıştım. Kanal Istanbul yapacağınıza bunların yerine tekno şehirler kurun.. Tenis, basketbol, yüzme , parklar ve sosyal alanlar olsun. Mutlu ve üreten gençler ve insanlar göreceksiniz.

 

Bu size belli bir süre içinde bir kapasite sağlayacak. ABD de bu var işte biz de yok. Bu kapasiteyi özellikle farklı ülkelerden yetenekli insanları çekerek sağlıyor ABD. Onlara çok iyi ortam sağlıyor. Başarısı burada. Yoksa üniversiteye kadar olan eğitimi çok iyi değil.. Biz her alanda kötüye gidiyoruz. Bu süreklilik üretecek bir yapı kurmamızı gerekli kılıyor. Bu kapasite bize dünya ölçeğinde işler yapacak ve yaptıracak şirket ve insanlar sağlayacak. Milli ve yerli yerine dünya ölçeğinde veya son teknoloji kelimelerini kullanmamız gerekiyor artık. Eğitimimiz iyi bile olsa yukarıda bahsettiğim yapı olmadıktan sonra beyin göçü hep devam eder.

 

Devlet bu yapı üzerine öyle bir şemsiye olacak ki kimse bunu yıkamayacak. Uçmak istiyorsunuz ama kanatlarınız yok, olsa bile uçma yeteneği ve pratiği kazanmanız gerekir. Yapılması gereken işte bu zorlu yoldan gitmek. Gençlere güvenecek ve onları işleyip yatırım yapacaksınız.

 

Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse; Aselsan gibi savunma sanayisinde yer alan şirketler bu kapasitelerine zaman içinde insan ve yönetim bakışı ile gelmişlerdir. Ürettikleri her çözüm bir sonrakini süreklilik içinde tetiklemiş ve birikim sağlamıştır. Evet referansı TSK olduğundan avantajı da vardır biliyorum. Hiçbir şey bir anda olmuyor maalesef. Hele de içinde insan varsa. Gençlere ve insana yatırım yapın. Doğru, pragmatik ve yapının içinden gelen liderleri seçin. Onlarla doğru sistemi seçin. Sürekli hale getirin. Gerisi gelir.

 

Bakın bu ülkeyi yönetenler sizin bilmediğiniz kapalı kapılar ardında bu olaya nasıl yaklaşıyorlar. Yazının en başında belirttiğim kişileri seçiyorlar danışman olarak. Ayrıca ortaokul ve liselerde üniversiteye hazırlık sınavlarında çok başarılı potansiyelde olan öğrencileri seçip onlara yatılı bir çok olanak vaad ediyorlar. Neler olmuyor ki bu ülkede.. Bu yöntemlerle başarılı olabileceklerini sanıyorlar. Tutkulu ve ortalama aklı olan gençlere eşit fırsat tanımak onları işlemek ki aslında bu kişilerin bizler zeki insanları geçebileceklerini de iş hayatından biliyoruz bunun yerine kolayı seçip yine ıskaladıklarını görüyoruz göreceğiz.

 

Lütfen bu yazıyı bir kenara not edin. Devleti, hükümet’i ve danışmanları izleyin. Kim, kiminle, hangi çözümü seçmiş. Sonucu bir gün birlikte tartışırız

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın