Ben Aslında Çok Özlemedim Seni

Reading Time: 2 minutes

Ben aslında çokta özlemedim seni. Geldiğinde bir gün mutlaka gideceğini biliyordum zaten. Varlığınla şenlenen yuvamın, sevginle kutsanan dünyamın, bir gün seni gülerek uğurlayacağını, ardından dua edeceğini biliyordum. Biliyordum göğsüme yasladığın başını alıp gideceğini, o başın çaresine bakmanın bir yolunu bulacağını biliyordum elbette. Yo, yo, üzülmedim inan, sana iyi bir kılavuz olacağıma dair verdiğim bir söz vardı kendime ve seni bana verene. O yüzden emin adımlarla git, güle güle. Öyle güzel yaşa ki, ödülüm olsun yaşantın.

Hiç endişelenme, dedim ya çok da özlemiyorum seni, güçlü bir anneyim bilirsin. Ve bilirsin dayanıklı olduğumu. Ben iyiyim iyi olmasına ama, göğsüme alıp uyuturdum ya seni, ninniler mırıldanırdım kulağına seni koklaya koklaya, kucağımda küçük sarı bir kafa, geceler boyunca… göğsüm sızlıyor bu sıcaklığı duyamayınca orada. Dudaklarım ninnini mırıldanıyor arada. Yo yo, sakın endişe duyma, ben özlemiyorum seni, dayanıklıyımdır aslında.

Odan dağınık diye kızardım sana, girilmiyor içeri derdim ya, artık hiç girmiyorum dağılmayan odana. El değmiyorum çalışma masana. Nedense odan seni özlemiş gibi geliyor ara sıra. Masan hasret kalmış sanki dağınıklığa. Yatağın sana sesleniyor gibi geliyor bana. Yoksa… yok yok, sakın endişeye kapılma, ben özlemem demiştim sana… Git ve dört elle sarıl hayatına…

Küçük pembe topuklarını öper dururdum, gıdıklardım ara sıra, bir varlığın altını değiştirmekten rahatsız olacağımı sanırdım, bir an bile rahatsız olmadım hiçbir şeyinden, şaşırdım. Büyüdüğünde de öptüm ayaklarını, kokunu doldurdum burnuma. Önceleri ben olmadan yapamayacağını söyleyen sen, odandan çıkmaz olduğunda, oyun arkadaşımdan ayrılmanın burukluğu kapladı içimi. Önceleri anne kaçta geleceksin derken, sonradan kapın kapanıverince suratıma… Büyüyor artık büyüsün dediğim, yolunu çiziyor çok sevdiğim, gidecek bir gün kıymetlim, anladım. Dedim ya, özlemem seni sakın tasalanma, hemen alışıveririm yokluğuna. Bir gün ayrılacağımızı biliyorduk sonuçta. Ama bazen mutfakta kahvaltı sofrasında, yanı başımda sandalyen seni soruyor bana. Mutfakta tezgâhta değil yerinde duran bardaklar şaşkınlıkla bakınıyor etrafına. Bunların benimle bir ilgisi var sanma. Bilirsin güçlüyüm ben, bakamam gidenin ardı sıra. Sen de ardına bakma, sen bana teslim edilmiş Tanrı’nın çocuğusun aslında. Ben elimde bir fenerle karanlıkları aydınlatmaya çalışan bir mihmandarım, aklım ve gücüm yettiğince hayatı anlatmaya çalışan sana. Görevimi biliyorum, üzülmedim tasalanma. Yaşamın gereği bu biliyor kalbim. Yine de o güzel anıların arasında bir hatıra, bir küçücük sarı kafa el sallıyor bana. Çocukluğun, çocukluğun soruyor seni ara sıra. Banyodaki kirli sepetin dolanıyor ayağıma, hiç kirlini bulamayınca orada. Ayna soruyor seni bana, büyüdü artık diyorum, yoluna gitti, sende buna takılma sakın ayna… Metanetli ol. Artık ben bakacağım sana.

Sonra aynadan bana bakıyor yeşil ve kocaman gözlerin. Gözlerine takılıp kalıyorum o anda. Güzel ayrılıklar bunlar diyorum, rabbim bütün annelere güzel ayrılıklar nasip etsin diyorum. Sağlıkla sıhhatle yoluna git istiyorum, Ruhunu büyüttüğün, hakkettiğini bulduğun, bolca güldüğün, duygularının hakkını vere vere yaşadığın bir ömrün olsun diliyorum. Güçlü ol, dirençli ol, yolunun hakkını veren bir yolcu ol istiyorum. Hiç endişelenme, arkana dönme. Bastığın yer şen, yolun aydınlık olsun çocuğum… rüzgâr arkandan essin, ayağına taş değmesin. Bütün dualar yolunda dursun. Tanrım seni korusun.

Yok yok endişelenme üzgün değilim, elbet kendi toprağında büyüyeceksin ve dayanıklıyım bilirsin. Üzülmüyorum ama sen yine de canın sıkıldıkça, hatırladıkça, sığınmak istedikçe gel ve o sarı ve güzel başını göğsüme yasla. Biliyorsun ben özlemem seni ama yüreğim sık sık soruyor seni bana. Sanırım yanında bile özlüyor seni yüreğimdeki ana…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*