Bellek ve Kodlama Etkinliği

 

Bellek ne şekilde oluşur? Düşünme faaliyeti içerisinde belleğin fonksiyonu nedir? Soruları çağımızda birçok şeyin kodlama etkinliği ile yürütülmesi nedeniyle modern insanın sorması ve cevaplarını bilerek büyük resmi görmede avantaj sağlaması bakımından önemlidir. Şimdi belleğin ne şekilde oluştuğunu ve bizi insan yapan “bilinç” kavramıyla ilişkisini inceleyelim.

Görme, dokunma, tatma gibi duyusal bilgiler önce beyin sapından, sonra da bir yayım istasyonu gibi hareket eden talamustan geçer. Talamus bu sinyalleri, değerlendirmek üzere beynin çeşitli duyusal loblarına gönderir. Bu işlenmiş bilgi bilincimize girdiği prefrontal kortekse ulaşır ve çeşitlilik gösteren kısa dönem kısa dönem belleğimizi oluşturur. Bunun önemi nedir dediğinizi duyar gibiyim. Belleğin kuvveti bizi insan yapan özelliklerin başında gelir. Bilinç seviyelerinin 0’dan 3 ‘e kadar sıralanarak tasnif edildiğini biliyoruz. Burada 0 bitkilerin, 1 sürüngenlerin, 2 memelilerin ve 3 insanların bilinç düzeylerini ifade eder. Bilinç seviyesi 2’nin özelliği topluluk içindeki konum için bir model geliştirmekten ibarettir. Beyin hayatta kalmak için amigdalanın kullanımıyla savaş veya kaç gibi ani tepkiler vermek üzere hormon salgılarının vücuda salınmasına yönelik tepkiler verir. Bu düzeyde beynin belleği oldukça kısadır. 3’üncü seviye kadar kompleks olmadığından geçmişe yönelik hatıraları işleyerek bir model oluşturmak hatta geleceği simule etmek gibi komplike işlevi bulunmamaktadır. Demekki bilinç seviyesi ile bellek kapasiteside arasında son derece yüksek bir korelasyon vardır.

Modern dünyada sahip olduğumuz birçok teknoloji gibi bilgisayarın da keşfi için en önemli mihenk taşlarından birisi 2’nci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin şifrelerini kırmak maksadıyla İngiliz matematikçi ve kriptolog Alan Tuning tarafından yapılmıştır. Nazi kriptosu Enigmayı çözmek için tasarladığı ve “Christopher” ismini verdiği elektromanyetik makine ile oldu. Manchester Üniversitesi’nde çalıştığı dönemde Turing makinesi denilen algoritma tanımıyla modern bilgisayarların kavramsal temelini ortaya atmıştır. O gün Turing makinesi denen şeyler bugünkü bilgisayarların temelini oluşturmuştur. “Compute” kavramı Türkçeye kodlama etkinliği olarak çevirilir. Bilgisayarların kodlama etkinliği yapması algoritmaların çalışması ve bilginin depolanması şeklinde olur. Aslında model aynı insan betnindeki gibidir. Kısa ve uzun bellek bilgisayar sisteminde de aynı insan beyninde olduğu gibi mevcuttur.

Belleğin bilinç düzeyi ve yapay olarak oluşturulan kodlama etkinliği içerisinde ne derece önemli bir rol oynadığı görülüyor. Peki bugün bu konuda gelinen nokta nedir? Bugün bilgiye ulaşımın kolaylaşması ve bu sayede bilgi deviniminin üstel gelişimi, sıradan bir insanın günlük olarak sahip olduğu bilgiyi önceki jenerasyonun çok daha uzun sürede elde ettiğinden yukarı seviyeye çıkarır niteliktedir. Teknolojinin gelişimi ile elde edilen yetenekler bilginin üstel artışına ivme vermeye devam ediyor. Akıllara gelen soru bu nereye kadar artar? Geçmişte aritmetik olarak artan bilginin geometrik halde artması ile bu hızın kontrol edilememesi sonucu bizi ne bekliyor? Bunun cevabını tahmin etmek şimdiden zor. Ancak bellek artışının hızını modelleyen Moore kanununun benzeri bir model olacağına yönelik yorumlar var. İntel’in kurucularından Gordon Moore tarafından 1965’ de ortaya atılan tez’e göre “bilgisayar bellek kapasitesi/birim maliyetini başına bilgisayar performansı transistör istifleme oranı 18 ayda 1-2 kat artacak” denilmiş ve durum tam da belirtildiği şekilde gerçekleşmiştir. Moore kanununun 2020 başlarında geçerliliğini yitirmesi (artış hızının azalması) ve bunu takiben post silisyum çağına girilmesi bekleniyor. O zamana kadar mikroişlemci üretiminde ki başlıca faktör olan silisyumun yerini alacak bir madde bulunamaması halinde ise dünyayı yeni bir ekonomik krizin beklediği öngörülüyor.

Uzun süreli belleğe karşılık gelen anılar beyinde farklı kategorilere bölündükten sonra hipokampus vasıtasıyla çeşitli kortekslere yönlendirilir. Kategoriler tecrübelerin ürünüdürler. Yaşanan deneyimler bu kategorilerin beyinde kodlanmasında önemli rol oynar. İnsan beynindeki belleğin ne şekilde çalıştığını ifade ettikten sonra teknolojideki ilerlemenin ne aşamada olduğunu irdelemenin gelinen noktanın anlaşılması ve kainattaki yerimizin ne olduğunu anlamamızda yardımcı olacağı düşüncesindeyim. Zira dünyada teknoloji ekosisteminde gelinen noktanın abartılmasının kısa vadeli menfaatlerde etkili olduğu ancak kendini kandırmanın orta ve uzun vadede hele de bilginin üstel arttığı çağımızda felaket getireceği de aşikardır.

Wake üniversitesi ve Southern California Üniversitesi Bilim İnsanları 2011’de fareler tarafından yapılmış bir anıyı kaydedip bir bilgisayarda digital olarak depoladıklarında tarih yazdı. 2013’te, bir ilerleme de MİT’te fare zihnine yalnızca sıradan anıların değil, aynı zamanda sahte anılarını yerleştirebilen bilim insanlarından geldi. Şu anda yapay hipokampus ile bir seferde yalnız bir anı üretilebiliyor. Ancak bununla sınırlı kalınmayacağı bilim kurgu dizilerinden Black Mirror serisinde bilincin çiplere hapsedilebildi, zihinde simülasyonların yapılarak seçimlerin yapılmasına olanak sağlandığı, insan zihninde yapay anıların oluşturulabildiği bölümlerinde görülebilen hayal gücünün gerçek hayata uygulanmasının çok uzun sürmeyeceği değerlendirilmektedir.

Benzer şekilde, günümüzde insanların tüketmeleri için yönlendirilmeleri mantığıyla hareket eden subliminal mesaj etkisi olan reklamlar, dijital içerikler ve bunun gibi seçim yapmalarında sosyal medyanın benzer etkilerinden faydalanıldığı günümüzde etik konusu güçlü adalet sistemi olan ülkelerde gündeme gelerek en üst düzeyde hesap sorma mekanizması çalışsada gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde insanlar henüz ne yaşadıklarının bile farkında değildir. Bunun neticesinde ise mutsuzluğa mahkum olarak makus talihleri olarak kabul edecekleri olguyla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolaylaştığı dünyada herkesin hak ettiği hayatı yaşadığı günümüzde miskinlik yapmak yok olmayla eşdeğerdir. Öncelikle dünyanın merkezinde olmadığımızı anlamalı, çokça okumalı, araştırmalı, modern çağın gerekliliklerine yönelik yaşam alışkanlıkları oluşturmalı ve sistem kurarak bu istikamette mesafe alınması sağlanmalıdır. Aksi takdirde çağın gerisinde kalınarak üst akıl tarafından yönlendirilmeye mahkum olunacaktır. Çağın gereklerini yerine getirmekle mükellef olan modern çağın insanının gelişmelerden haberdar olabilmesi için öncelikle kendini tanıması dünyadaki yerini bilmesi, kendini kandırmaktan vaz geçmesi ve sürdürülebilir ekonominin ancak bilgi ile olabileceğini idrak etmesi lazımdır. Bu anlamda kendini tanımak için sarf edilen her gayretin kıymetli olduğu bilinmeli ve bu yola insanın kendisinin ifadesi olan beyninin anlaşılması ile çıkılmalıdır. Zira kodlama etkinliğini yapay zekalara uyumlandıran uygar insan bunu yaparken her şeyde olduğu gibi doğaya bakmış ve onu taklit ederek bir yere varmaya çalışmıştır. Bunu yapmak yerine insan aklı bu mucizeleri anlamaya yetmez mantığıyla hareket eden zihniyette olan insan ise ortaçağda engizisyon mahkemelerinde dünya yuvarlaktır diyen aklı yok etmiş olduğu gibi bu istikamette faaliyetlerine devam etmektedir.

Aklı ve bilimin üstünlüğünü kabul kabul ederek, modern çağın gereklerini yerine getirmek düsturuyla hareket eden insanın değişen dünya ekosisteminde bir pozisyon alabilmesi mümkün olacak, analitik kararlar vererek başarıyı ve mutluluğu yakalayacak ve rekabet üstünlüğü sağlayarak sürdürülebilir bir devlet sistemiyle varlığını muhafaza ve müdafa edebilecektir. Bunun aksi ile hareket edenin muvaffakiyet sağlaması ise mümkün görünmemekte olup biat kültürü sonucu her yaşanana anlam yükleme gayretleri ancak akıl tutulması ve hafıza kaybı ile sonuçlanacaktır. Antik Yunan Felsefesinin kurucularından Sokrates “Tesadüfe tesadüf etmedim” demiştir. Gelin işi şansa, tesadüflere bırakmayalım. Belleğimize sahip çıkalım.

                                                                                                          Haluk AKDERE

1 yorum

Bir Cevap Yazın